Kaydet
a- | +A

Madem ki Avrupa Konseyi üyesiyiz, bununla övünüyoruz ve kopmak da istemiyoruz... O halde, bize yıllardan beri şunu anlatıyorlar: Öcalan ve benzeri, dünyayı ilgilendiren davalar... DGM ile yani emir ve asker karıştırılan mahkemelerde çözülmez...

Bu gerçek, yıllardan beri biliniyor. DGM''deki davalarla mahkûm ettiklerimiz, Konsey''e başvuruyor ve habire kazanıyorlar. Bu yüzden öyle müthiş rakamlara mahkûm ediliyoruz ki ödemeye kalktığımızda devletin bütçesi yetmeyecek.

İhmalkârlığımız o raddede ki Öcalan davasının hazırlıkları nerede ise altı ay önce başladığı halde, DGM''yi hâlâ kaldıramadık. Basit sivilleştirme işine dahi gireşemedik. Binbir yabancı müşahit huzurunda hâlâ DGM''yle bulunuyor, dünyanın sitem ve itirazına bayılıyoruz.

Madem ki sivil hakimlerle dava yürütmeyi taahhüt etmişiz, mecburluğumuzu niçin yerine getirmiyoruz? Yani sırf dünya hukukçularının elinde bizi kınayacak bahane bulunsun diye mi? "Türkler zaten adalet bilmez. İşte Öcalan''ı ve diğer teröristleri de bağırta bağırta mahkum ettiler. Askerin yürüttüğü mahkeme bu kadar olur" desinler diye mi?

Ben, bu gerçeği, bir yıldan beri, en az on defa yazdım. Basında TV''lerde yüzlerce defa konuşuldu. Sulhi Dönmezer gibi bilgin hukukçular, işin nezaketini yüzlerce defa izah etti. Buna rağmen lanetli davaya yine hazırlıksız girdik. İşte ne Anayasa değişikliği ne de, DGM''leri sivilleştirme gayretleri... Her gün yeniden düşünüp yeniden unutuyoruz...

Perşembe günü bir kanalda, bozuk Türkçeli biri: "Ne var canım! DGM üyelerinin hepsi hukuk mezunu, hepsi değerli hatta uzman kişilerdir. Bu değerde yargıçlar, Avrupa Konseyi''nde var mı? Konsey''de her milletin bütün yargıçları zaten bize düşman. Onların keyfine göre mi değiştireceğiz DGM''yi?"

Garip bir huyumuz daha var. Yönetimce, halkla paylaştığımız bir hata bu. Her şeye duygusallık karıştırıyoruz. Sorarsan, kendimizce çok haklıyız. Öcalan zaten ülkemizde otuz bin insanı telef ettirmiş bir cani. Bunun aksini söylemek insafsızlık ve hakikate hakaret. Öyle olduğuna göre "Herifi asalım gitsin!" Ne lüzum var mahkemeye. Ve hele Savunma Avukatlarına niye katlanalım? "Onu savunmak da ne oluyor? Bu görevi alanlar, mecburen veya isteyerek yapanlar kahrolsunlar.

Belki hepimizin duyguları böyle söylüyor ama... İşte adalet yani milli ve milletlerarası hukuk denilen şey bu duygusallığın tam zıttını gerektiriyor. Demek ne kadar cani olursa olsun, Öcalan da bir sanıktır. Mahkeme huzurunda ve kanun karşısındadır. İsteyen herhangi bir avukatı olmasa bile, kanun icabı, onun da savunulması lazımdır. Hatta bu konuda devletin para vererek bir avukatı görevlendirmesi mecburidir. Ta ki, önce sanığın kendisi, sonra yakınları, daha sonra millet ve insanlık tatmin edilebilsin.

O halde, yüreğimiz ne kadar yanarsa yansın, milli hislerimiz, insani duygularımız, merhametimiz ve öfkemiz ne kadar aşırı olursa olsun, kanun ve adalete saygımızdan ötürü, Öcalan''ın avukatlarına, yakınlarına olan öfkemizi kin ve nefretlerimizi yatıştırmak zorundayız. Unutulmasın ki dünyanın düşman bakışları önündeyiz. Ayrıca Ortodoks, Katolik kiliseleri, bize düşman olan bağnazlıkları ile Hıristiyanları kandırıyorlar. Dünya basınında Yunanlılar ve daha nice ahlaksızlıklar ele geçirdikleri her fırsatı Türk-İslam husumetini artırmak için kullanıyorlar. Ülkemize o kadar çok zulüm ve ihanet yapan PKK ve Öcalan taifesi, hileler, yalanlar, propagandalarla herkesi kendi canavarlarına hayran ve bize düşman etmekte doğrusu koskoca TC ilgililerinden, bin kat daha becerikli sonuçlar aldılar.