Türkiye Cumhuriyeti bu yıl 76''sına basmış bulunuyor. Bir taraftan bu cumhuriyetin sevincini yaşarkan adalet ve kalkınma demokrasisinin hasretiyle de yanıp tutuşuyoruz.
Doğrusu gerçek Cumhuriyet yalnız bizde değil, geri kalmış her ülkede aranıyor. Rejimler rejimleri, idareler birbirini kovalıyor. Çünkü bizim korkunç hatalar bir yana, her çağa her millete, her bünyeye tıpatıp uyan "ideal cumhuriyet" ancak filozofların kuruntusu olarak vardır. Ama bu kadar yozlaşma da ancak bizim demokrasiyi hiç tanımamamız anlamına gelebilir.
Çünkü bizim Cumhuriyetimiz, Batıdakilerden bin kat fazla bocalamış ve ne yazık ki hâlâ istikrar koltuğuna oturtulamamıştır. 76 yıl içinde ona kaç kere kıymak veya bambaşka içerikler vermek istedikleri görülmüştür. Bu güzel "devlet"in manevi cihet ve İslamî üstünlükleri çok yazık ki ihmalden de öte hırpalanmış, muhtevasız maddeci yoz bir zemin üzerine oturtulmak istenmiştir.
Başlangıçta "Cumhuriyet" adıyla kurulan tek parti, tek şef rejimi, çok şükür ki, milli şuurun baskısı ve tesadüflerin lûtfu ile büsbütün sağ veya sol bir diktatörlüğe saplanmaksızın hürriyetçi istikamette ilerlemiştir. 1946''da "cumhuriyet" kelimesinin frenkçesi olan çok partili "demokrasi" kurulmuş fakat bu idare de elli yıldır doğrulmayan karşılıklı fesatlarla çıkmaza itilmiştir. 1960 darbesinden sonra liberal demokrasiye veya feda edilme tehlikeleri dahi çokça sürat göstermiştir. 40 yıldan beri bir kargaşa ortamında, kuvvete, silaha veya hileye dayanmak isteyen bazı ihtiraslı ellerin ciddi tecavüzüne uğrayan Cumhuriyetimiz ancak yarım asrın bazı nadir günlerinde huzura kavuşur gibi olmuştur.
Asıl yükselişle kendine gelişini sorarsanız: Manevi temellere dayalı maddi refaha yönelmiş halkımızın milli iradesine gerçekten saygı duyularak başarılacaktır.
Çok partili liberal demokrasi, Türkler için ölüm-dirim konusu halindedir. Sola veya sağa doğru bizi ondan ayırıp kapitalist bir zümre veya zalimler diktasının vesayetine devretmek isteyenler, birtakım hastalar veya hainlerdir. Bunlar insana ve millete saygı tanımayan kötü tabiatlar olduğu gibi aynı zamanda yaşadığımız çağın gerisinde kalmış ucubelerdir.
76 yıllık adaletli, kanunlu Cumhuriyet, çok bozuk ve yoksul şartlarla kurulmuş ve büyük sarsıntılara, kötülüklere maruz kalmış olmakla birlikte yine de bizi temiz hedeflere götürecek biricik altın yoldur.
Onu kurmuş ve yaşatıp zenginleştirerek koruyabilmiş olanlara sonsuz rahmet dileklerimiz ve saygılarımız sonsuzdur. Biz Müslüman Türkler, biz yeryüzünde az çok bağımsız ve hür, tek milli devletin sahibi olanlar, Türkiye Cumhuriyeti''nin bekası ve inkişafı yolunda gönüllü hizmetkâr ve onu yıkmak isteyenlere amansız düşmanlarız. Bizce vatanın ihyası ve milletin refahı ancak milli iradeyle işleyen hür, bağımsız, adil demokrasi sayesinde mümkün olabilir.
23 Nisan 1923''te Ankara bozkırında, Allah''ın inayeti, milletin gayreti ve din ûleması ve aydınların sonsuz imanı ile temelleri atılıp 29 Ekim 1923''te ise adı konulmuş olan Cumhuriyet o tarihten önceki kaç neslin gördüğü rüyadır. Onu karanlıklar ülkesinden değil, millet ufkundaki pembe renklerden ve geleneğin has bahçelerinden devşirip getirdiler... Çok istekli bir zemin üzerinde bu en güzel Demokrasi=Cumhuriyet rüyasını gerçekleştirdiler.
Bu millet, halkı, ordusu ve meclisi ile insan hakları ve çağdaş hukuk devletinden ayrılmaya asla niyetli değildir. Bilakis onu tam manası ile bir Cumhuriyet yapmak ülküsündedir.
Yükselme umutlarımızı, "biçimsel demokrasi" veya "komprador demokrasi" gibi biçimsiz suçlamalarla yıkarak vatanı bölmek ve her parçasını halkımıza ve birbirine düşman yığınlar haline koymak isteyenler, elbetteki en müthiş silleyi cumhuriyete bağlı millet çocuklarından yiyeceklerdir.

