Kaydet
a- | +A

(25 Haziran 1999-Rabiûlevvel 1440 Mevlid Kandili dolayısıyla)

Hz. Muhammed''in doğuşu, cihan tarihinin en büyük olayıdır. Çünkü Yüce Allah, biz kullarına son ve en üstün emirlerini onun vasıtasıyla bildirmiş, dinlerin tekâmülünü onunla tamamlamış, dünyada ve âhrette, gizli ve aşikâr olan bütün hakikatleri Kur''an-ı azimüşşân ile ona "nâzil" etmiştir.

Takvimler, onun doğumunu 570 Nisan''ının 20. günü olarak gösteriyorlar, "Rebiülevvelin 12''nci isneyn (Pazartesi) gecesi" Süleyman Çelebi''nin o kadar mutlu şekilde şiirleştirdiği o gece, hayalimizde ne temiz renkler kazanmıştır.

Gerçi Peygamberimizin doğum yılı, ayı ve günü üzerinde uyuşmazlık vardır. Dinimizde bütün kutsî günler zaten meçhul bırakılmaktadır. Daha doğrusu, her gün "Allah''ın günü" yani mübarek olduğu için bazılarına öncelik ve üstünlük tanınmak istemez. Varsa bir Kadir gecesidir. Onda da Kur''an gibi hikmetler vardır. Bu telakkinin derin mânâsı şu olsa gerek: Dinimizde Allah''tan gayri hiçbir varlığa hiçbir nesneye kutsiyet verilemez.

Hakiki inançta kutsî gün, kutsî adam, kutsî hatıra olamaz. Putçuluğun ve hurafelerin amansız düşmanı İslâmiyet, onu hatırlatacak bütün saçma şeyleri yıkmış, Peygamberi bile insan ölçüleri içinde tutarak yalnız Allah''ı yüceltmiştir.

"Asrı saadet" Müslümanlar''ı, Hz. Muhammed''in doğum gününü iyi bildikleri halde, sırf gelecek nesillerin putçuluğa sapmasını önlemek için, gizli tutmuşlardır. Çünkü, güne, saate ve fani kimselere tapınırcasına saygı göstermek, ancak basit, geri, küçük adamların işidir. Hz. Peygamberi rehber bilerek yaşadığımız her gün ve her saat, onun doğum günü kadar hayırlıdır.

Derler ki, Hz. Muhammed doğduğu gece, melekler sevinmişler. İblisler ve kötü cinler ise bu gökyüzü bayramını kıskanıp gıpta eylemişler. Ve sebebini anlamak için habis ruhlar, tâ gök kapılarına kadar çıkmış ama o sırrı çözememişler. Çünkü melekler, ellerindeki meşaleleri, onların suratına fırlatmış da yeryüzü insanları kuyruklu yıldızlar yağdığını sanmış.

O gece, İranlılar''ın taptığı ateş birdenbire sönmüş, Âteşîler ülkesinde korkunç depremler olmuştur. Nûşirevan''ın muhteşem sarayı çökeyazmış. Sonra, gece içinde bir ilâhî aydınlık peydah olmuş. Hz. Âmine''nin yoksul evi bir "acîp nûr" ile dolmuş.

Bu söylediklerimiz hem ilimdir hem de şiirdir, sanattır. Bizim bakışımızda Peygamber, bir güzelliktir, temizlik, sadakat ve ululuktur. Kâinata görülmemiş bir ibrettir. Kendini övdürmemiş, taptırmamış, Allah ile bir hısımlık dâvasında bulunmamıştır. Bilâkis dininin "Besmelesinde" her nefes, Allah''ın kulu ve Resulü olduğunu haykırmış, bize de söyletmiştir. İşte bu insanlığı yüzündendir ki, gelmiş ve gelecek insanların en büyüğü olmuştur.

Babasının vefatından iki ay sonra bir tüysüz yetim olarak dünyaya geldi. Annesini dört yaşında kumlara gömdü. Dayanaksız, arkasız, kimsesiz çocukluk ve gençlik günlerinde Allah''ın nice yardımlarına mazhar oldu. Kendisine verilen vazifeyi hakkiyle başardı. Önce Arap kavmini, sonra da bütün insanlığı kurtardı. Onun yolunda kurtulmak ve çok bahtsızları kurtarmaya gayret etmek ne mutlu iştir.