Kaydet
a- | +A

Uluslararası Para Fonu (IMF) ile de bu fon''un Türkiye Masası Şefi Cottarelli ile de dâvamız, kendi teslimiyet ve hatalarımıza dayanıyor. Bol paralı, dünyayı yıldıracak kadar da zengin komşularımızın vekilidir Cottarelli. IMF''ye sık sık başvuruyor, kredi vermesini istiyoruz. Onlar bizim pek de sağlam olmadığımızı biliyorlar ama yine de, kendi kazançları uğruna bizi elden çıkarmıyorlar. -Olur! Serde dostluk var. Fakaat... Vereceğimiz dolarları çar çur etmeyeceksiniz, parayı sıkı tutup vurgunculara, küstah ve şımarık "He babamcılara" kaptırmayacaksınız. Bu para ile halkın feleğini şaşırtacak villalar, şeddadî dev saraylar yaptırmayacaksınız. Mobilyasını, beyaz eşyalarını, özel oto veya yollarını, cici takımlarını her yıl değiştiren hanımlar gibi har vurup harman savurmayacaksınız. Banka simsarlarına her yıl vatandaş cebinden bahşiş verip aldığınız helal vergileri onlara soydurtmayacaksınız.

Ama teftişe yolladıkları adam ile bize olmayacak akıllar verirler. Adam her yıl yaptıklarımıza, fakir fukaramızın haline, korkunç savurganlığımıza, içmeye ayranımız olmadığı halde vur patlasın çal oynasın keyfimize şaşar kalır. Beş yavan ekmek alabilmek için sabahlara kadar bakkal, fırın önlerinde nöbet tutan nâçâr kuyruklara bakıyor... Üç günlük bayram ve hafta tatillerinde bile Montekarlo veya Miami safası yapan kara para, faiz, borsa vurguncularını da görüyor. IMF çıkarlarını kollamak ve kaba olmamak için teftişlerine şaka karıştıyor: "İnce ayar" gibi çıtkırıldım lâflar ederek bizim her çilemizi bir içim su gibi rahat içilir göstermekle görevli bürokratların suyuna gidiyor. Oysa Cottarelli ve patronları gibi Türkiyemizi yıllardan beri tarassut ve derdest etmiş IMF''li kapitalist şampiyonlar bunu yutar mı? Sadece "Öteki Türkiye, beriki Türkiye" diye % 10''u refahtan kudurmuş. % 50''si çoluk çocuğuna okul önlüğü alamayan bu koca milletin, bilgisayarla fotoğrafını çektirip baksalar sokaklarımızı, dükkânlarımızı işçi memur, köylü hayatlarımızı gözden geçirseler, ne halde olduğumuzu ve neye dönmüş bulunduğumuzu anlamazlar mı? Diyeceksiniz ki: Türkiye nüfusunun elli milyonu açlık sınırındaymış, yirmi milyonu Avrupalı ve Amerikalıyı bile şaşırtıp kıskandıracak israf ve sefahet içindeymiş? Ya da fert başına milli gelirimiz 150 dolar daha azalmış. Bundan ötürü dünyanın en züğürt ülke halkları bile: "Allah''a şükür biz Türk değiliz!" demeye başlamışlar... Allah aşkına! Böyle şeyler dünya patronlarının umurunda mı? Onların gözcüsü Cottarelli buna ne diye üzülsün? Ama Carlo Cottarelli de nihayet bir insan. Hele aramızda haftalarca kalıp, yönetici ve yönetenlerimizi de iyi tanıdıktan sonra... Nihayet işte, hal diliyle ve diplomasi nezaketiyle "ince ayar" filan diyerek bizimkilere birşeyler anlatmış: -Madem ki Avrupa Topluluğu''na filan girmek istiyorsunuz... Orada ahlâk, demokrasi, halka saygı, hukuk devleti, hile ve entrikaya yüz verilmez. Şimdi global dedikleri ufalan bir dünyadayız. Yeraltı ve yerüstünde olup bitenleri dahi hep görüyoruz. Burda kulağıma çalınanlar, gittikten sonra bile, aylarca kafamı, hayalimi zonklatacak şeylerdir. Meselâ neler işittim şu kulaklarla. Devletimizin bütçesi kadar dövizi siz, Türkiye ve Kıbrıs''ta usulünce batırılan bankaları kurtarmak için kullanmışsınız. Sırada daha çok da banka varmış batırılacak. Duyduğuma göre. Yeni banka kurup batırmak ve zarar ziyanı devlete ödetmek Türkiye''de en kârlı ticaret işi olmuş. Otuz yıldır, bu işlerle yatıp kalkarım, bundan daha büyük şeytanet görmedim. Yurdumuzda en fazla işittiğim lâf, rüşvet oldu. Meselâ geçen yılki korkunç Marmara depreminde Türkiye ve dünyadan, toplanan yardım miktarı 2 katrilyon iken; bu paranın sadece 500 trilyonu, deprem felaketine harcanmış... Kalan 1.5 katrilyonun hangi şerefli bürokratların yardımları ile hangi nesillere rant sağladığını dünya bankerlerine sorsan çözemezler.