İstiklal Marşı Türk milletinin şerefli istiklal mücadelesini etkili bir üslupla anlatan değerli bir şiirdir. Bu kitapta İstiklâl Marşının duygu ve fikir yönünden incelenmesi ile birlikte, ilk defa olarak EDEBİ SANATLAR YÖNÜNDEN TAHLİLİ de yer almaktadır. Aydın geçinen bazı anlayışsızlar, umarım ki bu tahlilden gerekli dersi alacaklardır. Kitabı Bayrak Dağıtım Tel: (0212) 512 06 95 / Faks: 512 06 96) isteyebilirsiniz. İstiklal Marşı ve Çanakkale Şehitleri gibi mübarek savaşlar ve kurtuluş günlerini yeniden yaşamalıyız. İşte Araştırmacı yazar kardeşim İsa Kocakaplan Mehmet Akif ve bütün dünyasını yansıtan bu varlıklar hakkındaki son tartışmalardan duygulanarak yukarıda adını verdiğimiz yeni ve ibretli eserini meydana getirmiştir. Bu düşündürücü konuda Ayrıca Türk Edebiyatı dergisinin Kasım sayısında etraflı ve geniş olarak son tartışmaların anlamı açıklanacaktır. Dokuz kıt''anın tahlilinden bir bölüm Şair, incelediğimiz dokuz kıt''a boyunca, imanını bir an olsun kaybetmeden, bir an bile ümitsizliğe düşmeden, derece derece zaferi yakalar. Artık bayrak, hür, millet müstakildir. Çeşitli savaşlara girip, zaferle çıkan bayrak (istiklal ateşi) işte nihayet kesin sonuca ulaşmıştır. Şan kazanmıştır. Birinci kıt''adaki nazlı hilâl, son (9.) kıtada şanlı hilâle dönüşmüştür. Yeni, aydınlık ve hür ufuklar, şanlı hilâlin dalgalanışı ile süslenecektir. Son kıt''adaki şafak kelimesi de sabahleyin güneşin doğuş anındaki kızıllığı ifade eder. Bu vakit gündüzün, aydınlığın özetle kesin zaferin müjdesicidir. Sabah vaktinin huzuru, ümidi, temizliği ve sükunu bayrağa izafe edilir. Bayrak artık şafaklar gibi şanlı dalgalanacaktır. Kahraman ırka "çehre çatmak" da söz konusu olmadığına göre, onun uğruna dökülen kanlar kendisine helal edilebilir. Zira bundan sonra ebediyete kadar, bayrağa ve Türk milletine yok olma, yere düşme, yeryüzünden silinme şeklinde bir tehlike yoktur.
ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNİN YAZILIŞI Ne Mehmet Akif ne Eşref Bey o gece uyuyabildiler... Çünkü "o gece" Mehmet Akif, Çanakkale destanını yazmadan canını almaması için Allah''a yalvardı. Eşref Bey anlatır: "- Hayatımda, Mehmet Akif kadar vakar ve ciddiyetini muhafaza eden insanlara az rastlamışımdır. Bu, mücerred bir tevekkül duygusunun neticesi değildi. Kadere rıza gösterme felsefesinin yanında, dünya nimetlerine olan istiğnanın da tezahürü idi. El-Muazzam istasyonundaki o çöl gecesi, heyecan ve ebedi kudretini, vatanının ve milletinin saadeti, istiklali, fazileti uğruna vakfetmiş büyük Akif, adeta cezbe halinde idi. Çok az konuşan bu büyük şair, şimdi, bir çağlayan halinde idi. Benimle değil, adeta kendi kendisine, konuşuyordu: Milletinin büyüklüğüne, kahramanlığına, yiğitliğine inanmıştı. İnanıyordu... Düşmanın para, vasıta, malzeme her şeyi boldu. Ya bizim neyimiz vardı? Mehmetçiğin imanı... Asım''ın nesli dediği ve babasının talebesi Köse İmam''ın oğlu olan Asım, 1914-1918 Birinci Dünya Harbi''nin ve daha sonra 1918-1922 Milli Mücadele devrinin destanını yazmış olan o eşsiz, fedakâr, o kahraman neslin bir örneği idi: Asım''ın nesli idi... Akif o gece, bu neslin maddî manevî terkibini, gelecek nesillere anlatmadan canını almaması için Allah''a yalvardı... - Yarabbi?.. Bana bu destanı bir aciz kulunun ifadesinin azamisi içinde yâdedebilmenin saadet ve imkanını bahşet. Bu ulvî vazifeyi bana nasip et, sonra emanetini al.
Ve duası, hıçkırıklarla kesiliyordu. Sabahı böylece bulduk. Onu teskin etmek ne mümkündü ne de aklıma böyle bir müdahale geliyordu. Şimdi sizlere bir hakikatı ileteyim: Çanakkale destanını Mehmet Akif, Hicaz yolculuğu devam ederken daha yolda yazdı...
HASAN BASRİ ÇANTAY: -Akif Türk olarak Yaşadı... Evet, Akif tam bir İslam şairidir. Kuvvetli, imanlı bir İslam şairi! Fakat, Türk sıfatı daima başta kalmak şartıyla. Dört lisanı edebiyatıyla bilen Akif, Türk olarak yazdı. Türk olarak düşündü. Türk olarak yaşadı ve nihayet Türk olarak öldü. İlk milli kaynaşma ve savaşlarda üstad Balıkesir''e gelmişti. Onun samimi arkadaşlarından biri Gönen''e teşkilat kurmaya gitmişti. Dönüşünde o arkadaş dedi ki: Bazı zümreler, Türklere cefa ediyorlar. Milli teşkilatı boğmaya çalışıyorlar. Akif''in o zaman hiç düşünmeden, kükreyerek verdiği cevap şudur: - Orada bir Türk Ocağı açınız ve mücadele ediniz!.. İstanbul''dan gelen bir kişi, "Üstad, sizi Türkçü görüyorum" demek istedi. Akif''in ağzından alev gibi şu kelimeler çıktı: - Ya ne zannediyorsun? Türk''e hiçbir kavmin horoz olmasına tahammül edemem! (Akifname, s. 225, İstanbul 1966)

