Kaydet
a- | +A

Dostumuz, yazarımız, estetik güzellikler araştırıcısı şâir Beşir Ayvazoğlu''nun "Kuğunun Son Şarkısı" (Ötüken, faks 0 212 251 00 12) adlı kitabı kendisini gittikçe aşan eserleri arasında üstün bir yer aldı.

Bu sebeple kitap; edebiyat, şiir çevrelerinde çok konuşuluyor. Çünkü Osmanlı Türklüğünün, tanındıkça hayranlık veren ikliminde Türk Klasik edebiyatı denmeye hakkıyle lâyık olan Divan şiirimizin, unutulmaz Şeyh Galib''in timsallerle ebedileşen şiir üstü penceresinden bakıyor.

Okuyucu ve tenkidcilerin de bu eser hakkındaki görüşlerini belirtmek için seçkin hikâyecimiz Muhterem Yüceyılmaz ve edebiyat bilgini Emel Aşa hanımların, bana verdikleri notları da sizlere sunuyorum. Muhterem Hanım''ın, bu konudaki görüşlerinin tamamını, Türk Edebiyatı dergimizin Temmuz sayısında okuyacaksınız.

ESER HAKKINDA, MUHTEREM YÜCEYILMAZ, ŞUNLARI SÖYLÜYOR

Kuğunun Son Şarkısı, araştırmacı yazar Beşir Ayvazoğlu''nun bu yıl yayınlanan kitaplarından biridir. 18. yüzyıl saray çevresinin içtimaî, siyasi ve bedii yaşantısını yoğun bir konu örgüsüyle, fakat minyatürvâri bir sadelikle sergilemektedir.

Yazar, daha önce yayınlamış olduğu Güller Kitabı ve Aşk Estetiği''nde kurmayı denediği "Türk Edebiyatı Kültür Mimarisi''ni" Kuğunun Son Şarkısı''nda yeniden inşa ve ihya etmeyi başarmıştır.

Şeyh Galib kitabını kaleme almak tecrübeli bir biyografi ve portre yazarı olan Ayvazoğlu için sıradan bir çalışma olabilirdi; ancak, kitabı sıradışı kılan iki önemli noktayı belirtmeniz gerekiyor:

1. Bu kitap, Galib''in 200. ölüm yıldönümünde (3.1.1999) anılmasına vesile olmak gibi önemli bir görevi üstlenmişti.

2. Şeyh Galib, kendisi de bir şair olan müellifin şiir dünyasına yakın gelmektedir.

Kuğunun Son Şarkısı, bir medeniyetin simgesi olarak Doğu''nun kültür dokusuyla Batı''nın bölümleyici metodolojisini meczederek bu alanda bir referans kitabı kimliği kazanmış oluyor.

Evet, kuğular ölürken şarkılarını söylerler, öyle ölürler. Bununla beraber, son kıvılcım da sönüp kaybolduktan sonra kendi küllerinden yeniden doğarlar. Bu da, sanatta ölümsüzlük kapısının daima aralık oluşu mânâsına gelir.

Sayın Ayvazoğlu, edebi sanatlarda inceleme ve karşılaştırmalı bir edebiyat çalışmasının bir örneğini sunmaktadır.

Ayrıca o dönemin şiir zevki ve edebî tavrını anlatır görünmektedir. Aslında ise günümüz şairlerine ''büyük şiir''in ne olması gerektiği hususundaki hedefini ortaya koymaktadır. "Hayide edânın" (yıpranmış üslûp) şiire sıkıntı olduğunu belirten Ayvazoğlu, böylece modern şiirimizin arayıp durduğu adrese işaret ediyor: "Galib, çok çabuk farkettiği ve şikayetçi olduğu bu durumu aşabilmek için şiiri düştüğü yerden tutup kaldırmak gerekliğini; bunun tek yolunun da öncelikle alelâdeden uzaklaşmak olduğunu biliyordu" diyor. (s. 32)

EMEL AŞA''NIN GÖRÜŞLERİ İSE ŞUNLARDIR:

1. Kitabın ismi yeniden doğuşu ifade etmektedir. Kaknus Kuşu, sanatın dolayısıyle ilahî yaratışın ifadecisidir.

2. Kitap edebiyatımızda uzun zamandan beri unutulan "yorum"u yeniden getiriyor. Beşir Ayvazoğlu, ilim adamı havasıyle hem bilgi veriyor hem de sanatkârlığını gösteriyor. Bu üslup bizde A.H. Tanpınar tarafından kullanılmış ve onun hususi tarzı sayılmıştır.

3. Bu eserin bir başka özelliği de Cumhuriyet devrinde Dîvan Şiirinin artık öldüğü fikrini çürütmesidir. Kitabın özellikle (Yansımalar, s. 151-183) kısmında Yenişehirli Avni Bey''den Orhan Pamuk''a kadar etkili olan Şeyh Gâlib tesiri üzerinde durulur. Bu da klasik şiirin asla ölmeyeceğinin ifadesidir.

Divan şiiri bir medeniyetin özü idi. Bu medeniyet, zirvelerini çoktan yapmıştır. Günümüzde eleştiri ve darbelere maruz kalsa da "öz"ün bozulmadığı bu kitapla da isbat edilmiş oldu. Ayrıca gerçek sanatın ebedî olduğunu Şeyh Gâlib''in "Hüsn ü Aşk" gibi ölümsüz şaheserleri okunuyor. Bu eser, Cenab Şehabeddin ve A. Haşim''de rengarenk çiçeklerle çoğaldı.

4. "Kuğunun Son Şarkısı" sayesinde Galata Mevlevihanesi''nin içler acısı hikâyesini ehil bir kalemden okumakla ayrıca utanç duyduk. Tarihe ve tarihî eserlere karşı ilgisizliğimizin yıllar süren ıstırabını bir daha yaşadık.

5. Kitap herşeyden öte yepyeni konu başlıkları ile Gâlib''in istediği: "Merd âna dinür ki aça nev-râh" yolunda yürüyen bir araştırmacıyı bir duygulu sanatkârı bize tanıtıyor. Ayvazoğlu III. Selim devrini ve romanının bir kısmını dahi yazmış oluyor.