Türkçeye saygısızlığımız, adeta, kendi dil ve benliğimize hakaret sınırını aşmıştır. Konuşmalardaki o frenkçe kelime ve terkiplere TV''lerde, gazete sütunlarında müstemleke özeniş "çağdaş Hacivat"lıkları okuyup dinledikçe, küplere biniyorum. Hele şehirlerimizin en canlı merkezlerinde, gözümüzü kirletip milli onurumuzu çiğneyen levhaları gördükçe, insanlığımdan utanıyorum.
Dünyanın hangi yerinde, bu hale getirilmiş, turizmciler, otel simsarları, büyük mağaza, dükkan, tezgah, zanaat, serbest meslek ve ilim sahipleri gösterilebilir? Gana''da mı, Zambiaya''da mı, haşa Habeşistan''da mı, sorunuz da "Dünya Devleti" filan olduğumuzla ondan sonra öğününüz. Yoksa biz sahiden dünyanın, milli izzetinefise hiç önem vermeyen halkı mı olduk?
Daha yazsam... Çok dertliyim bu konuda. Türkçenin asaletini bozan ve doğrusunu öğretmeyenlere tahammül edemiyorum.
Yalnız, son bir iki aydır, dinleyen anlayan, uygulayan olursa, dil yaramıza bir teselli belirdi. Şair dostum, yazarımız Yavuz Bülent bey, STV televizyonunda, hergün 19.40''ta, ayrıca bazen haberlerden önce ve sonra, düşmanı çok olan TÜRKÇE''mizin nefis ve şairane müdafaasını yapıyor.
Yavuz Bülent''in şahane üslupla gençlerimize yansıttığı vatanseverliğinden, kültür efendiliğinden duyduğum sevinci ve Samanyolu TV''nin kudsi hizmete ayırdığı saatleri bilhassa tebrik için bu satırları yazıyorum.
Ayrıca Ağustos 1999 içinde STV''nin yayımladığı Kuşlardan Kuş Diline adlı Yavuz Bülent sohbetini ibret nazarlarınıza sunuyorum...
Dünyada 8.000 çeşit kuş var. Divan ve Halk şiirimizde sevgilinin bakışı, yürüyüşü, duruşu, çeşitli kuş benzetmeleriyle anlatılmıştır. Halk aşıklarımız güvercin bakışlı, keklik sekişli, sülün boylu sevgililerine hep turnalarla haber salmışlardır.
Velhasıl, şiirimiz, efsanelerimiz, masallarımız, türkülerimiz ve inanç dünyamız çeşitli kuşlarla kanatlıdır. Şimdi şu dil zenginliğine dikkat buyurur musunuz:
Bizim inanışımıza göre, Anka kuşu, Kaf dağının arkasında yaşıyor.
Hüt-Hüt, Saba melikesi Belkıs''tan Hazreti Süleyman''a haber getiren bir kuş.
Dünyanın en mücahit kuşları ise Ebabil kuşları! Allah''a inanmayan münkirler, o Ebabil kuşlarının attığı taşlarla helak olmadılar mı?
Bana göre, dünyanın en mağrur kuşları, Tavus kuşlarıdır. Tavus kuşları kendilerine baktığımızı görünce gelip karşımızda dururlar. Sonra anlatılmaz bir renk ve şekil cümbüşü içinde olan, o muhteşem kuyruklarını bir yelpaze gibi açarak bize gösterirler. İşte o zaman, sanki 40 meydan savaşından hep zafer kazanarak çıkmış, 40 madalyalı mağrur bir imparator gibi bizi süzerler...
Bizim çapkın kuşlarımızı her halde duymuşsunuzdur: Kuyruk sallayanlar, çoban aldatanlar, Yalı Çapkınları ve Çalı kuşları ne zarif, şeyler.. onlar.
Bizim tezkere bırakmış, askerliği sevmiş kuşlarımız da var: Çavuş kuşlarımız, Borazan kuşlarımız ve Kılavuz kuşlarımız...
Güzellik saçan kuş isimleri, muhabbet kuşları, cennet kuşları, keklikler, bıldırcınlar, pelikanlar, turnalar daha neler...
Şimdi bazı adamlar düşünün ki bu 8.000 kuş çeşidini dikkate almadan kuşlar deyip geçiyorlar.
Kelimeler de kuşlara benziyorlar. Hepsinin ayrı bir tarihi, ayrı bir manası, ayrı bir hatırası, ayrı bir telaffuzu var. Her kelime, ayrı bir incelik, güzellik veya heybet içinde. On ayrı kuş çeşidini bir tek kelimeyle geçiştirmek dilde nasıl fakirlik meydana getirirse on ayrı kelime yerine bir kelime koymak da öylesine dil katliamıdır.
Bazı kimseler de Türkçemizde on ayrı kavramı bir tek kelimeyle söyleyip geçiyorlar. Olur mu hiç? Mesela "yoğun" kelimesi belki 10-15 kelimenin yerine oturtuldu. "Neden" soru zamiri sadece "sebep" kelimesini katletmedi, 10 ayrı güzel ifademizi de bitirdi. "Olay" kelimesi belki 40 ayrı anlatım için kullanılıyor. Çocuklarımız artık "Dışarda yağmur olayı var!" "Anne olayı şöyle oldu!" "Yemek olayına oturuldu!" "Para olayım var da!" "Kız olayımı biliyor musun?" "Kitap olayı ne oldu?" gibi cümlelerle konuşuyorlar. Bu işte Türkçenin "kuş diline" döndürülmesidir.

