Kaydet
a- | +A

Gülün kokusu Hicaz''dan, Her güzellik o Mecaz''dan... Diyerek nerdeyse şiir yazmaya kalkışıyordum. İstanbul''un cennet bahçelerinde İstanbul Belediyesi Beyaz Masa Ekibinin kılavuzluğunda Türk Edebiyatı Vakfımızdan Yavuz Bülent Bakiler, Sevinç Çokum, Emin Işık ve eşi, Mehmet Zeki Akdağ, Yusuf Dursun, İskender Pala ve eşi, Mehmet Nuri Yardım, Timur Kocaoğlu ve eşi, Fırat Kızıltuğ ve eşi, Şeyma Güngör, Fatma Karabıyık Barbarosoğlu, Ayla Ağabegüm, Belkıs İbrahim Hakkıoğlu, Songül Kalyoncu, Rıfat Çokum, Muhterem Yüceyılmaz, Canan Ulukök, Cihan Karacula, Ahmet Derindere, Şadiye Özbaş, Göksel Tatlıpınar, Fatma Erdebir, Necla Kuzuer, Murat Ekici, şiiri seven ev sahiplerimizden Ayla Çelebi hanımefendi gibi şair hikâyeci ve yazar mensupları ve tabiatın inanılmaz güzellikleri herhalde beni de, esritmişti (kendimden geçirtmişti) Öyle ya aylardan Nisandı, üstelik peygamberimizin gül kokuları bütün kâinatı sarmıştı. O halde ben, yıllar önce Diyarbekir''de öğrencilerimle birlikte söylediğim şu türküyü nasıl terennüm etmezdim. Yarin kokusu gelir Baharın yeli gibi Gönlüm mizâcını özler Mekke''nin gülü gibi Madem ki Kutlu Doğum Nisan''ında yeniden doğuş haftasındayız, öyle ise duygulu ve usta şairimiz Nurullah Genç''in Gül ve Ben isimli kitabından size renkli tevazular ve kat kat hayaller sunmamalı mıyız? dedim ve önce Gülay Güngül arkadaşımızın şaire sorduğu: "Tasavvuftaki anlamı veya divan şiirindeki manzumlardan farklı olarak güle tarihi bir sembol yüklediğiniz görülüyor. Bu nedir?" Nurullah Genç: Bana şu cevabı veriyordu. Bu tasarımın ana kaynağı Gül Bülbül Efsanesi''dir. Çünkü efsaneye göre gül, rengini bülbülün göğsünün kanından almıştır.

Asıl rengi kırmızı değildir. Bir gün bülbül gülün dalına konar, dikeniyle göğsü kanar. Bu kan gülün köklerine damarlarına yürür ve onu gövertir. Ama gül artık bambaşka bir renge boyanmıştır; kıpkırmızıdır. Şöyle bir bakalım yeryüzüne:

Gülistan harâp, bülbül suskun, yürek vurdumduymaz!.. Ve amansız bir soru kavuruyor içimizi.

Nerede?.. Bülbülün göğüs kanının çiçeği bizim göğsümüzün akan kanı nerede? Aradığım öyle sıradan bir çiçek değildir. Yüzyıllar boyu birkaç kıtaya akıttığımız kanın çiçeğidir. Gül ve Ben''de iki mısra vardır. Bülbül gülü ararken, geceye sorar: "Sen de mi görmedin yitirdiğini Kendi hüsranımda bitirdiğimi" Gülay Güngül: Şiirde yaşanmışlıkların payı nedir? Nurullah Genç: Yaşanmışlık şiir için vazgeçilmez bir ön hazırlıktır. Çünkü şiir yürekten akıp gelmedikçe şiir olmaz. Yaşanmadıkça veya yaşanmışcasına hissedilmedikçe de yürekten akıp gelmez. Nitekim Şair dost, Gül ve Bülbül''e (ve bugün de) efsaneyi yalanlayanlara olan sitemini, önsöz gibi ilk kıtasında duyurmaktadır. Benim hülyâm nerede Nerede kibirli gül Bir ömür öter bende Bende ölür her bülbül Daha sonra da Gül ve Bülbül''e yakıştırdığımız şu dramını yazmaktadır: çiçeklerin dilini unuttuğun yetmedi ipek nağmelerini gömdün karanlığına yine de nağmelerin intizârı bitmedi ebedî güllerini mihmân kıldı dağına

bir Latin çiçeğine aldandı bakışların akreplere sevdalı neyin varsa dumanlı nerede o her yanı gül kokan nakışların nasıl bir âfet ki bu, feryâdın bile kanlı

sana küskün, o uçsuz bucaksız soylu vatan batırdın hiç batmayan güneşi toprağında oysa bir gül aşkıdır yine kalbinde yatan yollara düş, bul O''nu yitirdiğin bağında