Bugün, 1273 yılında Hakka kavuşan Mevlana Celaleddin hazretlerinin 737. vuslat yılında, "Şeb-i Arûs" dediği düğün günündeyiz. Bu sebeple Mevlana destanının iki baş kahramanını anacağız.
İlkin tasavvufta birçok makamları aşmış, şeyh ve mânâ eri olan Şems-i Tebrizi''yi konuşalım. Şems, ömründe Mevlana''dan başka kimseye değer vermemiş, sözünü sakınmaz, hatta alaycı ve kırıcı bir tabiattadır. Sürekli arayış içinde olan Şemseddin, kılık kıyafete, mala mülke mevkie değer vermez, iş tutmaz, ahbaplıktan ve şöhretten hoşlanmaz ve doğru bildiğini mutlaka söyleyen bir mizaçtır. Sordukları ile etrafını şaşırtır, "ledün dilinden" nükteli, mecazlı ve derin konuşurdu. Büyüklük taslayanlara karşı çok mağrur daranır yeni tanıyanlara acaip görünürdü. Bütün bunlar kendi Makalat''ından ve kaynaklardaki rivayetlerden anlaşılmaktadır. Kendi manevi üstünlüğüne inancı tamdır: "Herkes şeyhinden bahseder. Bizi sorarsanız, bizzat Resulü Ekrem hazretleri, rüyada hırka giydirmiştir. Hem de öyle iki günde eskiyip yırtılıp külhanlara atılan hırkadan değil, akıllara sığmaz bir sohbet hırkası... Öyle bir sohbet hırkası ki ne dünü var ne bugünü..." "Ben, Mustafâ''nın en küçük ve önemsiz görünen bir hadis''ini, binlerce Kuşeyri Risalesi''ne değişmem" demektedir. Burada Hz. Şems ile Hz. Mevlânâ''nın mânâ ve maddede iki kahramanı oldukları üçbuçuk yıl süreli bir destan söz konusudur. Destanın iki rahramanı da "insanüstü"dür. İki kahramanı da büyük müslüman ve ermiş insanlardır. Şems, görünen dünyanın ötesinden çığlık, hayret ve ışık çakan bir şimşektir. Mevlâna ise o şimşeği bin bir güzellikle çarparak yankılandıran, fikir ve şiir ummanına yücelerden döken ilham şelalesidir. Geçmiş ve gelecek insanlığın nice meselelerini bu iki adam sohbetleriyle çözmüşlerdir. İslâmın nuriyle büyük ışığa mazhar olan iki kahraman, yaralı beşeriyete merhem olacak sevgi ve müsamahayı, imân ve neşeyi, hayal ve duyguyu tükenmez Tanrı vergisi ile donatarak insanlığa sunmuşlardır. Asıl önemlisi, bu iki kahraman, çevrelerini kendilerine inandırmış ve hayran etmişlerdir. Kültürle imanın aynı şey olarak birlikte yaşandığı Konya''da beşerüstü şiir ve fikir membaı olmuşlardır. Mekke şehri bile Hz. Muhammed''e katlanamamış, o en büyük hakikat habercisini incitip Medine''ye kaçırmıştır. Mevlana''nın ise hiç incinmeden Konya şehrinde bütün bir ömür geçirmesi, Şems ile katlanılmaz sohbetlerine, mecaz, nükte, derinlik dolu şiirlerine, sema''ına, rebabına, meclisine hayranlık ile bakılması Konyalılara ebedi övünçtür. Çünkü, müslüman Türk''ün gönlünde hazır "müsamaha" ile o iki mürşidi bağrına basmıştır. Büyüklük''ten rahatsız olmak bir yana, onunla övünmüştür. Onu 737 yıl yıkmayıp yazmış ve yaşatmış bugünün insanlığına armağan eylemiştir.

