Kaydet
a- | +A

1880''lerden beri bir sahici TBMM''ye kavuşması için kanlar döktüğümüz milletimiz, 76. Cumhuriyet yılının ancak sayılı dönemlerinde vesayetsiz, müdahalesiz ve bağımsız günler görmüştür.

Meclisimizin bu başına buyruk zamanları: "Kurtuluş ve İstiklal Meclisimizin Ankara''da açılışından sonra ancak üç yıl... 14 Mayıs 1950''den itibaren ancak bir iki yıl "Hükümfermâ" olan Demokrat Parti ağırlıklı Meclis... Bir de yaşadığımız Nisan-Mayıs aylarında, var sayılan; baskılar, tehditler, yol göstermeler ve parti lideri zorlamalarına rağmen son iki Cumhurbaşkanı konularını mesele olmaktan çıkaran, şerefli iradesidir. Demek ki asıl güvenimiz, bütün dünya demokrasilerinde olduğu gibi Yasama''nın güçlü, dürüst, halkımıza saygılı iradesine dayanıyor. Yeni seçilen bugünkü Cumhurbaşkanımız da, Meclis''te tecelli eden, katıksız, baskısız, gerçek millet iradesinin sonucudur. Bu, milli iradenin asırlar boyu, bir daha başımızdan eksilmemesi için dua edelim. Ama, ruh yükseltici yalvarmalarımızla beraber, bu mutluluğun devamı için her vatandaşımızın, kendi milletseverliğini de aşacak gayretler içinde olmasını dileyelim. Yeniden küstah bozuluşlara, ihtilallere, milleti hiçe sayıcı hukuk çiğneyen "Postmodern darbe"lere, artık, boşuna sorumlu aramayalım. Sorumlu biziz. Bugün asıl söyleyeceğim budur. Aşağıda birkaç sözüm daha olacak. Sonra, günler boyu, ömrümün ve gazeteciliğimin bu en bahtiyar duygularını dile getireceğim. "Hukuk adamı" şöhreti, Avrupa ve Amerikalarda dahi övülen yeni Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer''in bahsettiğimiz bu son şahsiyetli Meclis ve onun temsil ettiği halkımıza büyük saygı ve sevgisi muhakkaktır.

Ayrıca onun da, 150 yıldır beceremediğimiz demokrasiye ve çağdaş hukuk devletine borcu büyüktür. Bu, zaten kendilerinin de defalarca vadettiği çağdaş ve medeni her devletin mecbur olduğu, demokrasi, adalet ve halka saygı düzenidir. Sayın Sezer, devlet kavramı, kurumlaşma ve tasarruf için, en güzel formülleri, kısa beyanatlarında zaten vadettiler. Lakin bizce önemli olan, bahtsız ve geri bırakılmış ülkemizde esasen çok ağızlarda çiğnenmiş olan bu güzel vaatlerin tekrarlanması değil, hulusla yerine getirilmesidir. Aykırı şeyler söyleyerek, yeni umutlarımızın ufuklarına, kara bulutlar düşürmek istemiyorum. Zaten, insanlık ve adalet ilkelerine ömür boyu bağlı kalmış bir gerçek aydının, herhangi bir değişmeye uğramasını akıldan bile geçirmeyiz. Ancak, saf ve masum milletimizin, bugüne kadar belini büken aldanmaları da aklından çıkarmamasını rica ediyorum. Halk dehamızın icadı olan: "Yoğurdu üfleyerek yemek" çok önemli bir atalar ögüdüdür. Biliniz. Ağzı yanmak çok acı bir şeydir. Sayın Sezer''e büyük ümitler, hayallerle bağlandığımız görülüyor. Ama unutmayalım ki: Ümit ne kadar diriltici ise hayal kırıklığı da o kadar öldürücüdür.