Kaydet
a- | +A

Fikir adamları, şairler, hayalperestler, çoğunlukla, nasıl bir rejim, nasıl bir dünya, nasıl bir hayat istediklerini yazar söylerler. Bu dileklerin bazısı insanî, kimi hayalî fakat bazen siyasi de olabilir. Benim yazılarım hep millete faydalı, dolayısıyle de insani olmaya çalışıyor. Onun için bugünkü şartlarda, "siyasî" diye yorumlanmaktan, birtakım kabadayılıkları kışkırtmaktan korkarım. Biz ki, gerçeği şöyle dursun, eskiden bildiğimiz ve (heyhât!) eleştirdiğimiz demokrasiyi bile mumla arıyoruz. Hangi cüretle her şeyi dosdoğru yazalım da: "Nasıl bir rejim, şöyle bir yönetim, isteriz" diyebilelim. Düzen kelimesini yine de ehveni şer buldum. Gerçi "düzen"in bir entrika, iki yüzlülük anlamı vardır. Ama işte, "dirlik düzenlik"teki manası insanı kurtarıyor. Ben de bilesiniz ki o anlamda kullanıyorum. Yoksa "Düzen bozuldu! Yeni düzen isterim!" gibi patavatsızlıklar etmeyecek kadar haddimi ve ülkemi bilirim. Yalnız, kimi iyi niyetli, kimi düzenbaz, kimi de sahiden ebleh ve embesil yaratıklar var ki benim için: "Şu kadar yıllık ve düşünceleri belli bir yazar olduğu halde, milletin istediklerini niye yazmıyor. Meselâ başörtüsü veya YÖK''ün despotluğu hakkında niçin kalem oynatmıyor?" diye lâf kıtlığında asma buduyorlar. İnanır mısınız? İşte onlardan bîzarım, kırgınım ve onlara şaşıyorum. A kardeş, her tarafta hürriyet, demokrasi açtı kollarını, bize "gel" diyor da biz mi yazmıyoruz. Arsamız hazır da yani biz mi kondurmuyoruz sütunları, biz mi çatmıyoruz çatıyı. Ama onlar da biliyorlar ki, yazık! kendileri samimiyetsizdirler. Haset içinde, gönülleri mühürlenmiş olmak onların içten oluşlarını, dürüstlüklerini engelliyor. Söze onların harman olduğu medyadan başlayalım. Öyle bir basın istiyorum ki, doğru, ahlâklı ve gerçekçi olsun. Devletin başına geçmiş adamları, kim olursa olsunlar, kendi çıkarları açısından görmesin; övmesin, yermesin. Bence en büyük düzeltme (isterseniz devrim, reform, ıslâhat, tanzimat deyin) bu olmalıdır. Gazetelerden Tv''lerden asgarî ahlâk istiyorum. Yalnız erdem, yücelik filan demiyorum. Ahlâksızlığın bir gömlek yukarısına yani asgariye (en aza) bile razıyım. Batı medyasında, Japon basınında hiç yok mu ahlâksızlık? Olduğu, olacağı şüphesizdir. İşte ben o kadarcığına bile razıyım. Yeter ki "İmamın evi soyuldu" haberini ters yüz edip "İmam, cami hademeleriyle beraber ev soymaya kalkıştı." Yakalandığında "Bunu neden yapıyorsun ayıp değil mi?" diye sorduk. "Kâfirler, Kur''an''ı camiden turistlere çalıp satıyorlardı. Onları yakalamak için, evlerine topladıkları mushafları araştırmaya gittik!" diye cevap verdi....diye yazmasınlar. "İrtica" para ediyor diye bu kadar da azıtmasınlar. Çünkü canım, hep bu milletin, hep dindarların aleyhine yazıyorlar.

Belki bana: Ya devlet, hükümet adamlarımızın sorumluların, adalet dağıtıcıların nasıl olmasını istersin? diye de sorarsınız? dedim ya, bu sorunuza, hâle, ahvale göre cevap vermek zorundayım. "Zülfü yâre dokunma" diye eski zayıf diktatörlüklerden kalma hikmetli bir söz vardır. Ne olursa olsun, bu hikmeti aklımızın bir köşesinde saklamalıyız. Demokrasi memokrasi bizde sökmez. Buraya "Şark" demişler kardeşim. Aklı olan bunu kafasından çıkarmaz. Bu sorduğum devlet, hükûmet savcı tarafsızlığı, eksiksiz adalet vs dir... Böyle netameli işlerde eskiler en iyi formülü bulmuşlardır: Allah eksikliklerini vermesin diye dua edersin... "Gölge etmesinler başka ihsan istemem!" tarzında feylesofluk kıvırırsın biraz. "İyi saatte olsunlar!" dileğiyle cin çarpmasından kurtulursun. NOT: Babuna kardeşlerimizin öncülük ettikleri Kemik İliği Bankası için bir milyon lirayı hemen yatırın. Yarın ilik arayanlardan biri siz olabilirsiniz.