Devrim kafası ve çağdaşlık ilerledikçe, bizim entellerdeki Fâtih Sultan Mehmed ve İstanbul düşmanlığı artıyor. İstanbul''un Mayıs 1453''te, Türklerce ve Hz. Muhammed Hâdis''iyle alınmasına en çok kimler kızmıştı? Pek tabii, Haçlı çapulcuları ve Pierre l''ermite gibi kutsal İsâ dinini yağma ve ticaret metaı yapan keşişler. Hatta o devrin Roma Patriği, Fâtih Sultan Mehmed''imiz (3 Mayıs 1481''de, Hünkâr Çadırı)''nda zehirlenerek öldürüldüğü zaman, dünyadaki Hıristiyan kiliselerinin hepsine, üç gün üç gece sevinç çanları çalmalarını buyurmuştu. Bugün o düşmanlıklar onurlu aydın çevrelerde az çok hafifledi. Hattâ, dünyadaki üç Hak dinin (üç büyük kitabın) seçkin mensupları 13-16 Nisan 2000 tarihlerinde, kendilerini birleştiren Hz. İbrahim adına (Harran-Şanlıurfa ve İstanbul''da) Birlik Diyaloğu kurdular. Museviler, Hıristiyanlar ve Müslümanlar için aydınlık gelecekleri, dostluk ve barışları müjdeleyen bu oluşlar, inşallah devam etsin. Çünkü inanç ve ideoloji adına yapılan kara bağnazlık kavgalarından insanoğulları çok çekmiştir. Fakat dinî bağnazlıklar, vahşetler biraz olsun gevşerken, biçare milletimize, daima baş belası kesilen, hele yarım yamalak da "Batı taassubunun süzgecinden geçen sözde aydınlar (!) hiç nefes vermiyorlar. Onlar, bilhassa büyük devletimiz Osmanlı''ya, 600 yıllık üstün medeniyetimize, özellikle Fatih Sultan Mehmed, Kanûni ve Sultan Hamîd gibi, çağlarının çok ilerisindeki Padişahlarımıza saldırıyorlar. Geçenlerde, bir gazetede bir zat, Stalin ve Mao''dan dahi çok geri kalmış birtakım ilkel görüşlerle Sultan Fatih''e saldırıyor ve onun İstanbul''u 1453''te milletimize kazandırması olayını "işgal" diye, tutarsız te''villerle iddia etmeye kalkıyordu. Bazı başka Devşirme ruhların ve kompleksli Batı hayranlarının da benimsediği bu görüşler ciddi hastalık belirtileridir. Yahut Akit Gazetesi''nde Cevat Ülker Bey''in de belirttiği gibi, kendi adını duyurmak için başvurdukları ve bunu TV''ler çapında becerdikleri bir eylemdi. Bununla beraber Türk-Osmanlı-Fâtih düşmanlığını, ülkemize yaymak için, ilim adına bunlara bir tarih dersi verilmesi gerektiğini sanıyorum. Bu bâbdaki konuşmalarda pek sık tartışılan "Devşirme" sıfatına da kısaca dokunmak isterim. "Devşirme" imparatorluğumuzun güçlü zamanında kendini Osmanlı hizmetine verip, Enderun''da İslâm-Türk rûh, örf ve terbiyesiyle yetiştirilen ve çoğu, tarihimizde büyük hizmetleriyle tanınan insanlara denmektedir. Devşirme tabirinin "ırk ve soy"la ilgisi yoktur. Bugün "Devşirme" yabancı terbiye ve ideolojilere kapılarak, kendi tarih ve medeniyetine kendi üstün kültürüne, şöhret veya menfaat için saldıran yaratıklara denmelidir. İşte, dostum, kardeşim destan şairimiz Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu''nun, ustaca hicvettiği kişiler, öyle bir ruh ve kültür yozlaşmasının numuneleridir.
FATİH SULTAN MEHMED İLE ÇAĞDAŞ BİR HESAPLAŞMA Her delikanlının senin yaşında Kavak yelleri eserken başında Ta, bilmem nereden şu kadar yolu Gelip, almak var mıydı İstanbul''u? Bunca zahmet bunca şehit, bunca kan... Neden yaptın bunu Sultan Mehmet Han? Hatânı silmedi, hâlâ asırlar Hele işlediğin öbür kusurlar... Ayasofya''yı camiye çevirdin; Bilmiş ol ki büyük bir çam devirdin. Minareler diktin dört bir yanına Kubbedeki Haç''ın kıydın canına... Korkundan sustular güzelim çanlar Sultanım! İrtica değil mi bunlar?.. Balkan''da gürledin çaktın Mora''da Ne işiniz vardı beyim orada? Yaptığın bu yanlış işler yüzünden Bütün Avrupa''nın düştük gözünden. Bulgar''ın elini sıkamaz olduk. Yunan''ın yüzüne bakamaz olduk... Neyse ki çağımız füze çağıdır Ayasofya''nın da müze çağıdır. Sol dört minareyi dört dikili taş Gibi sessiz kılıp eyledik çağdaş Eğer uğramazsak kem bir nazara Belki korlar bizi Ortak Pazara. (Avrupa Birliği) Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu (Türk Edebiyatı Dergisi, yıl 1988 sayı 176)

