Bulgaristan Türklerinin 10 yıl önce, Jivkov''un, Sovyet destekli zulümlerine, sonunda nasıl karşı çıktıklarını anlatmıştım. Adları değiştirilen, ecdadının mezar taşları kazınan, göçe zorlanan kardeşlerimiz, nihayet vuruşup şehitler verdiler, mahvoldular; evsiz barksız, ana babasız, evlâtsız kaldılar. Ama bu mücadele, bin yıllık Türk-Balkan ülkesinde, bizimkiler (yani Türk, Roman, Pomak) kadar, Bulgarlar için de, kurtuluş ve demokrasi devrini açtı. Bugün, o ülkede, Bulgarlar ve bütün azınlıklar için Batılı bir demokrasi özlemi, hattâ Türkiyemizi bile kıskandıracak hürriyet görünüşleri var.
Bulgaristan, harıl harıl Avrupa Topluluğu''na hazırlanıyor. Bu ülkede Almanlar, inanılmaz yatırımlar yapıyor. Bu komşumuz bizimle de (İnşallah Yunanistan gibi değil) samimi barış içinde insanî münasebetler kurmak istiyor.
Bulgaristan''ın Şumnu şehrinde, Türk Hak ve Özgürlük Hareketinin onuncu yıldönümü dolayısıyla "Azınlık Problemlerinin Çözümünde Bulgaristan Modeli" diye çok iddialı bir sempozyum yapıldı. Hak ve Özgürlükler Başkanı Dr. Ahmet Doğan''ın bu toplantıyı açmasından sonra Bulgaristan Cumhurbaşkanı sayın Peter Stoyanov''un da "sempozyumu selâmlama konuşması" yaparak zulüm ve esaret devrini lânetlediğini gördük. Başlıca Bulgar partileri dahi bu toplantıya katıldılar. Hattâ Liberal Parti onur başkanı, eski Cumhurbaşkanı Jelü Jelev dahi Jivkov zulmü çirkinliklerini "Bulgar tarihinin kara lekesi" diye kınadı. Bu toplantıya Prof Yalçın ve eşi, Dr. Eriş ve eşi, Prof. Tufan, Fatma Yücel, valilerimizden Dedeoğlu ve eşi, büyükelçilerden İnegöllü Sinan Uluant ve eşi, Prof. Gürsoy, Prof. Dursun, Prof. Akşin, Doçent Ülgen, M. Öncal, R. Cinisli, G. Altun, iş adamlarımızdan Öncel ve eşi, Dokuzelma, Kurtuluş, Sümbül, Tellioğlu, Soyracıoğlu ve eşi, Kahraman, Canaran, Yıldız, Çakır ve eşi, Balkanlı. İlim ve işadamı dostlar bu sempozyuma, dinleyici, tartışmacı ve tebliğci olarak katıldılar. Ben, "Balkanlar''da Dil ve Eğitim" konusunda bir tebliğ sundum!
Anafikir olarak: Balkanlar''daki yani devlet, buraları 650 yıl barış ve esenlik içinde yönetmiş, sonunda da maalesef, emperyalistlerin ve bağnaz kiliselerin hazımsız yalan ve zulümleri sonunda buraları terketmiş bulunan Osmanlı Modeli''ni esas tutmalıdır, dedim.
Bugün bütün Balkanlar''da Osmanlı''nın bıraktığı hoşgörü, hürriyet, adalet, insan hakları boşluğu hemen göze çarpar. Bu yüksek barış ve iç içe yaşama düzen ve kıvamını, Avrupa henüz bulamamıştır. Son asrın "Dünya devleti" Amerika, kısmen, bütün dünyada (Kendisinin de çok değer vererek örnek tuttuğu Osmanlı fazilet boşluğunu doldurmaya çalışmaktadır. Yarın da genişleteceğim bu Osmanlı Barışı konusuna şimdilik şöyle başlıyorum: Bilindiği gibi dünya hukuk ve adalet tarihi "Roma Barışı" (Paks Romana) ve "Osmanlı Barışı" (Paks Ottomana) diye insanlığın bir kesimini mutluluğa kavuşturan iki devir tanıyor. İkisi de birçok millet ve kavimleri yönetmiş, hatta bir kısmına Roma ile Osmanlı aynı coğrafya üzerinde hükmetmişlerdir. Ancak bu iki tarihi inceleyenler şu hususa dikkat etmelidirler: Roma, Hür denilen "efendi"lerin, kendi ülkelerinde ve hüküm sürdükleri diyarlarda kendilerinin belki yüz misli kalabalık kavimlere hükmettikleri bir imparatorluktu. Osmanlı ise, kendi ülkesinde ve yönettiği ülkelerde esir, köle, aşağı ırk, din ve hattâ sınıf farkı, din, mezhep, refah ayrılığı tanımayan bir iktidar idi.
Bu sebeple Roma öldü, Osmanlı ise devam ediyor. O halde Balkanlar ve Bulgaristan, kendisine 21. yüzyıl modeli bir aşılmamış demokrasi ararken, esasen çok iyi bildiği ve birlikte yaşamak bahtını tarih boyunca denediği Osmanlı örneğinden hiç şaşmamalıdır.
Tıpkı Kanunî Sultan Süleyman''ı kendi insaniyet mabetlerinde "Adaletli Hükümdar" örneği olarak, dünyanın bakışlarına sergileyen Amerika Birleşik Devletleri''nin yaptığı gibi.

