Kaydet
a- | +A

Nasıl olsa "Yasak" yok, peşinizden kanunlar da gelmiyor. Tabii Allah korkusu ilim ahlâkı, kanun korkusu da yok... Onun için, muhteşem Osmanlı devleti bâbında herkes aklına geleni söylüyor... TV''lerin, gazetelerin bazıları, vicdan kirliliklerini teşhir yeri sanki. Yaştan, kurudan, kimde ne cevher (!) varsa saçı saçıveriyor.

Türk-Osmanlı''dan alınacak kıyamet kadar ders var şüphesiz. Hiçbir hakikat, gizli kalmaz. Osmanlı, milletimizin asıl şahsiyetidir. Onu bozan sebepleri ararsak, BÜROKRASİ VE TAKLİD''in, en başta suçlu oldukları sonucuna varılır. O halde bugün bürokrasiden başlayalım:

Osmanlı bürokrasisinin padişaha, devlete ve töreye mutlak şekilde bağlı olan ideal tutumu zamanla gevşemeye başladı. Bunun sonucu olarak ve birçok başka sebeplerle adalette, ahlâkta, ekonomide, arazi düzeninde sarsıntılar başladı. Birbirini doğuran ahlâki, ekonomik, idarî, askerî zaaflar ve yolsuzluklarla, hudutlarda ordularımız gerilemeye yüz tuttu. Hazineyi besleyen harp ganimetleri azaldı. Timar sahipleri kontrolü gevşetip zevk ve safaya daldıkları için toprağın verimi azaldı. Rüşvet ve yağmalar halkı canından bezdirdi. Yeniçeri ocağı bozuldu, eğitim sistemleri gevşedi. Medrese icatçılığını yitirdi. Adaleti temsil eden kadıların bir kısmı yollarını şaşırdılar. Büyük ilim ve karakter adamları, alperenler azalmaya başladı.

Bütün bunlar, yönetici zümrenin bozulmasına, bürokratların bozulması da halkın sıkıntılarına, devlet yıldızının sönmeye başlamasına sebep oldu.

Bu bozuluş ilk önce devletin tarıma dayalı yapısını sarstı. Bir yandan merkez bürokrasisi, bir yandan taşra memurları başsız kaldılar. Devlet güçsüzleştikçe yavaş yavaş türemeye başlayan "âyan ve eşraf" ve devleti aşağılayan bir çeşit zümre en zayıf sınıf olan köylünün (reayanın) haklarına el uzattılar. Köylü fakir ve çaresiz kaldı. "Büyük kaçgun" denilen olay meydana geldi. Yani köylü, korumasız topraklarını terkederek başka yerlere sığındı.

Bunun sonucu olarak Timar sistemi bozuldu. Arazi, arttırma yolu ile "Mültezimlere" satılmaya başladı. Bu "İltizam" usulünde, bir arazinin kontrolünü satın alan mültezim, artık devlet memuru değil, aracı durumuna geçiyordu. Denetimi kendisine ihale edilen topraklardan alacağı aşar ve vergileri, hazineye garanti ediyor, kendisi ise, kâr etmek için, ödediği paranın birkaç katını çiftçiden çıkartmaya kalkıyordu. Bunun için zulmediyor; köylü perişan oluyor, toprağı kaçıyor, topraklar bakımsız, hazine gelirsiz kalıyordu.

Bürokrasinin yolsuzlaşmasında bu iltizam usulünün büyük payı oldu. Şöyle ki, mültezim, arttırmaya girmek için (hepsi gayrimüslim olan) sarraflardan garanti mektubu almak zorunda kaldı. Sarraflar, bu garantileri tasdik ettirmek için ilgili memurlara RÜŞVET vermeye başladılar. Böylece bürokrasinin illeti ve lekesi olan rüşvetle birlikte devlete karşı toprak ağası - sarraf- bürokrat işbirliği de başladı. İş bu bürokrat tacir-ağa işbirliği, bugün de başka isimler altında sürüp gitmektedir. Mafya eliyle şanlanan ticarî, idarî, sınaî bütün yolsuzluklar, bürokrasiye rüşvet verilerek, onların göz yummaları sayesinde gerçekleşmektedir.