Kaydet
a- | +A

Türk-Osmanlı hukukunda padişahlar, bir kadınla resmen evlenemezler, evli sayılamazlar. Saray hareminden seçip de seçtikleri hanımlardan çocukları olduğu takdirde, o hanımlar saray protokolünde âdet ve geleneğe uygun mevkilerini alırlar. Ama hiçbir zaman "imparatoriçe, kraliçe" unvanı alamazlar. Saltanatı asla paylaşamazlar. Dışarıya çıkamaz, halk veya rical üzerinde nüfuz sağlayamazlar. (Bunu cerbezesiyle ve gizlice başaranlar eksik değildir). Bunun hikmetini anlayamayanlar, Osmanlı padişahlarının bu geleneğini de bilir bilmez kınamaya kalkmışlardır. Oysa bütün mesele, devletin ölümsüzlüğü ve "Saltanatın bölünme kabul etmezliği" zihniyetinin uygulanmasıdır. Ayrıca sarayda ve saray dışında bir kadınlar aristokrasisinin kurulması böylece önlenmiştir. Padişahın karısı sıfatiyle bir hanımın, millete hükmetmesi, idareye, devlet adamlarına söz geçirtmeğe kalkması imkânı ortadan kaldırılmıştır. "Allahın gölgesi, ülkenin sahibi" sıfatiyle Yüce Devlet''in sembolü olan padişahın yanına, hizasına değil, yakınına dahi kadın veya erkek çıkarılması zaten düşünülemez. Değil sultan hanımların, şehzadelerin (ve sonradan veliahdın bile mevkileri, padişahın fersah fersah altındadır. Hukuken, onların herhangi bir halk adamından hiçbir ayrıcalıkları yoktur. Burada "dokunulmaz devlet" anlayışının insan hislerini hiçe sayacak kadar sıkı tutulduğu, bunun rical tarafından da titiz bir taassupla korunduğu görülmektedir. Nitekim Genç Osman''ın (II. Osman) katline kadar giden feci olaylar dizisinde, gözden düşmesinin başlangıcı İstanbul''dan, saray dışından bir kızı (Hocası Ömer efendinin kızını) nikah ile almak istemesidir. Padişahın töreye aykırı gitmesi ulema, asker ve rical arasında huzursuzluk ve endişelere sebep olmuştur. Aristokrasi ve nüfuzlu beyler, imtiyazlı zümreler türemesini önlemek için padişahların üzerine konulan ikinci ve daha önemli bir kayıt: Onların saray dışından ve ayrıca soyu ailesi tanınmış bir kızla evlenmelerinin yasak olmasıdır. Zaten bilinen soylu aile kızları da cariye olarak saraya alınamazlar. Bütün mesele, padişaha eşlik eden kadının devlet üzerinden nüfuz ve menfaat sağlamasına engel olmaktır.

Padişah ancak savaşlar ve akınlarda esir olarak alınıp da, küçük yaşta saraya getirilerek orada özel eğitimciler tarafından, Türk terbiyesiyle yetiştirilmiş, okutularak hünerler kazanmış (ve pek tabii Müslüman olmuş) kızları "Odalık" alabilir. Bunun sebebi de apaçık, nüfuz ve imtiyaz zümreleri peydahlamamak ve devletin gücüne, padişahın nüfuzuna kimseyi ortak etmemektir. Bir düşünülse... Padişahın, İstanbul''da herhangi bir mahalleden veya konaktan evlendiğini kabul edelim. E, pek tabii o kızı soysuz sopsuz düşünmeğe imkan yok: O kızın ana babası, kardeşleri, başka akrabaları... Yani padişah gibi kudsi tanınan bir varlığın, kayın babası, kaynanası, kayınbiraderi, baldızları, bacanakları ve türlü türlü sıhri akrabaları olacak. Bunun elbette, halk nazarında, padişahın yüce şahsını gölgeleyeceği düşünülmüştür. NOT: Bu yazının devamı, 17 Temmuz Cumartesi, "Padişahın akrabası olmaz" adıyla çıkacaktır.