Kaydet
a- | +A

"Sayılmak ve soyulmak" bugünün Türkçesinde en çok kullanıldığı gibi en ucuz nüktelerden de biri oldu. Sayımın özünde biraz "demokrasi" var gibi. Vatandaşlar; devleti, ağaları ve başkaları tarafından üç yılda bir de olsa sayılıyor, ciddiye alınıyor, yüzüne bakılıyor. "Demek sen de varsın! Henüz ölmedin, kütüklerden kayıtlardan silinmedin" gibi aranmayı, övülmeyi andıran bir çeşit selâmün aleyküm! zevki alıyor.

Yani her gün elektrik telefon faturaları çarpılacak değil ya suratımıza. Üç yılda bir olsun, kafes içinde memnun sandığımız minicik kuş gibi oluyoruz. Nitekim kafesinde ne düşündüğünü hiç bilmeyiz de onları çok mutlu sanırız. İşte onun için olacak; sayım gününde kafes emniyeti içindeki kuş gibi soyulmayacağımızdan, dövülmeyeceğimizden, kovulamayacağımızdan emin oluyoruz.

Sayım gününün, eğlence, sohbet ve hele hürriyet olarak hiçbir beklenir yanı yok. Tabiî belki erbabına göre, yaşına göre maaş ve meşguliyetine göre sayımın tadını çıkaranlar da olabilir. Yalnız ne var?! TV''ler de, vatandaşları pek saymadılar bu sefer. Öyle ya Yılbaşı dendi mi, eğlence programlarından, neş''e gösterilerinden, sürprizlerden kıyametler kopar. "Ne eğlendik, ne eğlendik! diye, haftalar boyu, yarı uykulu gözlerle Noel Baba tafraları atılır. Bizim sayım ise "Ah bitse de atsak canımızı dışarıya! soğukluğunda geçti. İyi ama, sayın TV''ler, biz her gün nerden bulalım Noel Peder''i? Kendi zevk ve eğlence alemimizi arayıp bulmaya çalışsak iyi olmaz mı? Sayımın sevindiğim şeylerinden biri de, her Allahın günü fakir yemek listemizin (mönü) bakılmaz katlanılmaz baş yemeği olan şeylerden kurtulma ümidi idi: Yani, o gün, kazaların kökü kesilecek, o korkunç manzaralar görülmeyip içimiz de bir gün olsun parçalanmayacaktır. Mahalle kavgaları, sataşmalar, şirretlikler âh u vahlar olmayacak sanıyorduk. Üç yılda bir gözümüzün selâmeti, kulağımızın dinlenmesi için bir gün hapis kalmayı göze alabilirdik.

Ama bize bu mutluluğu hiç bahşeder mi felek? İşte Ankara''da ve bilmem daha nerelerde içkiyi kaçırdığı için takla atanlar, ters dönenler, canından olanlar sayım günü bile çok.

Hatta vatandaşlar, teneke çalarak ortalığı birbirine katmaya öylesine alışmışlar ki inanır mısınız: Sayım yüzünden evlere kapanmak işkencesini dahi kitap okuyarak, sohbetle, birşeyler seyrederek, avunacakları yerde teneke çalarak protesto etmişler. Yani hürriyeti bu kadar paldır kültür teneke estetiği ile beklerseniz. Hürriyetin ne işi var. Sizin kültürlü müziksever katınıza da? Yani dayak yemeğe mi gelecek hürriyet? Oysa TV''lerde, toplu sohbetlerde, böyle sıkıntılı mahpusluklar dahi az çok bir eğlence sayılabilirdi.

Şimdi o "münazara"ların edebi de unutuldu.

Çok zamandır, sevgili ve bilgili Aydın Bolak beyin sohbetlerine hasret kalmıştım. Son sayım günü, bana bir sürprizle mutluluk getirdi. Aydın Bolak beyi, TRT 2''de, Münazara konusunu ve münazara âdâbını konuşurken dinledim.

Yine o sağlam mantık, nazik gür sesle, gençliğimizde bizim de hayran olduğumuz ve ara sıra katıldığımız veya öğrencilerimizi takımlar halinde konuşturduğumuz o nefis, fikir bilgi yarışmalarını anlattı? Sahi ne güzeldi münazaralar? Yazık ki lise ve üniversite programlarından bile kalktı. O heyecanlardan koptu. Münazara kavramının artık karşılığı bile yok Türkçe''de. Oysa gençlere hür öğretim ve düşünmeyi ve kimseyi kırmadan fikir idmanları yaptırırdı.

Doğrusu demokratik terbiyenin bir stajı gibiydi münazara. Yoksa hür ve âdil yönetim hasretimizin kendisi bir yana, stajından dahi vaz mı geçtik? Bir de şu turizmin en canlandığı mevsimde, yanlışlıkla bize uğramış turistlere ettiğimiz işkencenin envaına yanarım. Onbinlerce dolarımızı kaybettiren aklımız bir yana, gerçekten şaşıyor insan...

Yoksa bizim zehir katılmış hayatımızda, her gün çektiklerimize, talihsiz turistler de bari ömürde bir gün çeksinler de... Bizim kafes hayatının zaptiyeli lezzetini, hayatları boyunca unutmasınlar diye mi bu uyguluyoruz bu şeytan icadını?

Bunu bilhassa Türkiye''de tatsınlar da Batı''da tanıyıp görüştüklerine, bizi el çırparak anlatsınlar diye kasdımız mı var?