Kaydet
a- | +A

Hasan Celâl Güzel bey''in paldırküldür tıkandığı hapishaneden, yine sonsuz üzüntüler içinde çıkışı, hürriyet severler için yine karanlık düşüncelere sebep oldu. Sayın Güzel için, esefler, üzüntülerle dolu yazımın, sayın Cumhurbaşkanımız Sezer''in Çankaya''da inşallah hayırlar vâdeden göreve başladığı aynı güne rastlaması bana ümitler verdi. Bu sebeple, gerçek bir aydının, adalet ve hukuk devleti, ilkeleri ile ne kadar yakın ilgisi bulunduğunu yeniden düşündüm ki: "Gerçek aydın" ancak, "hukuk devleti ilkeleriyle yaşayan ve düşünen adamdır." Bu sebeple bir kişi kâinatın övdüğü her çeşit ilim, bilgi, siyaset ve marifetin sahibi dahi olsa bence seçkin aydın olamaz" sonucuna vardım. Ben ve üstün insanlığına hayran olduğum dostlarım, yıllar yılı bu konuları, düşünmüşüzdür. Yani sırf şu günlerde herkesin bu "hukuk" lâfını göklere çıkardığı günlerde değil. Meselâ, yıllarca evvel, Bursa''da 1500''den fazla insan huzurunda yaptığımız açıkoturumda, büyük saygı duyduğum eski Milli Eğitim Bakanlarından merhûm Prof. Tahsin Banguoğlu şunları söylemişti: "-Türk milletinin yüksek vasıfları, her millette bulunamaz. Meselâ Türkler, bir tarihteki Almanlar gibi, Hitler''in peşine düşmezlerdi. Küçük kusurlarımız da var, ama bunları abartarak karamsar olmayalım." O toplantılarda ben de "aydın" kavramı üzerinde durdum: Aydın (münevver, entellektüel) denilebilecek kişide, bence üç esas aranmalıdır. a) Çağdaşlık, b) Milli değerlere bağlılık, c) Doğru bildiğini söyleme cesareti ve ahlâkı. Bu aydın tipi, İslâm''ın, Türk''ün, Hıristiyan, Budist, Musevî bütün insanlığın "standart"larına uymalıdır. Yani, Türkiye''ye göre aydın, Avrupa''ya göre aydın başka başka olamaz. Dünya aydınları birbirlerinden, sadece dinî ve millî inançları ile ayırd edilirler. Çağdaşlık: Bütün dünya aydınları gibi, Türk aydınının da, kendi meslek ve alanında en üstün olmasıdır. Doktor mu, mühendis mi, yazar mı, profesör mü, devlet, iş veya sanat adamı mı?.. Amerika, İngiltere, Japonya''da o mesleklerin en değerlileri nasılsa bizimkiler o kıvamda olmalıdır. Bu anlamda aydın, en büyük üretici (Müstahsil) memleketine en fazla verim, zenginlik, itibar sağlayacak insandır. Cumhuriyet devrinde (merhum Mümtaz Turhan''ın üzerinde ısrarla durduğu gibi) "birinci sınıf" 10 bin aydın yetiştirebilseydik, her alandaki zenginlik ve kalkınmamız, bugünkünün on katına çıkardı. Doğru bildiğini söyleyen aydın, belki de en yoksul ve zavallı yönümüzdür. Aydının dini, milliyeti ve ahlâkı, ancak bildiğini, her tehlikeyi göze alarak söylemesi ve onun gereğince davranması ile belli olur. Türkiye''de doğru bildiğini söyleyen aydın, maalesef çok azdır. Hepimiz, garip korkular, vesveseler içindeyiz. Çoğumuz kendimizi birtakım daracık ideoloji ve taassuplara kaptırmışız.

En kabadayı (ahlâklı, hür ve Müslüman) aydınımız, nihayet "yalan söylememek, şerre âlet olmamak" seviyesini tutturabiliyor. Oysa doğru olanı zülf-i yâre dokunmak pahasına söylemek ve "Çiğnerim, çiğnenirim hakkı tutar kaldırırım" mertebesine ulaşmaktır. Dine, devlete, millete, insanlığa yarayan; düşkünlere destek olan; tarihe aydınlık katıp zalimleri kahreden kişidir aydın. Ama, sahasında en üstün olduğu halde bir kimse mazlumu kayırmıyor, mağdurların haklarını aramıyorsa yine de aydın değildir, insanlığı bile şüphelidir.