Kaydet
a- | +A

Türkiye''de rejim, demokrasi, adalet konusunda, devletin bütün sorumluları karşısında, en mühim doğruları ve en nazik temennileri söyleyen, Yargıtay Başkanı''mız Sami Selçuk, geleceğimizin ve milli isteklerimizin yiğit sözcülüğünü yapmış oldu.

Dilekleri samimi, sözleri açık ve dolambaçsız, delilleri sağlam, hukuk ilmi güvenilir idi. Buna rağmen kasıtlı ve partizan ve geri kalmış bazı meslektaşları ile devletin zorbalığını kışkırtan malum hastalar, kafalarının hacmi ölçüsünde, ağır hücumlar yaptılar.

Bulunduğu makamı şereflendiren sayın Selçuk''un nerede ise, idamını isteyenler oldu. Hattâ, 30-40 yıldır, beyninin kıvrımları çirkinlikten başka velet doğurmamış olan ihbarcı köşe yazarlarından birisi: "Bakın! Dikkat edin, bu Sami Selçuk denilen kişi, hep şeriatçılar, irticacılar tarafından alkışlanıyor, iyi bilin de gereğini yapın!" dileğinde, ancak kendisi gibi şeriatsız ne idüğü belirsiz devrimci uşaklara yakışır yaveler söyledi. Efendilerini ve her cinsten vurguncu despot ağalarını memnun edebildi mi acaba?

Modern ve demokrat geçinen hukuksuzların ve böylesi kalemlerin böyle çıkarcı, ayak takımı hızı ile sayın Selçuk''a saldırmaları yine bakın maskelenmiş ne çirkin suratları ortaya koyuyordu. Oysa, sayın Yargıtay Başkanı, 12 Eylül Anayasasının kabul ettirilişinden beri milletimizde ve hukuk çevrelerinde, özellikle de Anayasa Mahkemesi üyelerinde görülen vicdanlı hukuk tepkisini dile getirmişti. Kaç defadır, Anayasa Mahkemesi Başkanları tarafından, dile getirilen adaletsizlikleri sayın Selçuk kendi tarz ve üslubu ile, milletine duyurmaktan başka bir şey yapmamıştı.

İşte, "belki unutulmuştur ve bazı adamlarca yok sayılmıştır" korkusuyla Anayasa Mahkemesi Başkanı Ahmet Necdet Sezer''in 24 Nisan 1999''da (yani 5 ay önce) Türkiye gazetesinde çıkan, görüşlerinin ilk bölümlerini veriyorum:

26 Nisan''da, Anayasa Mahkemesi Kuruluşunun 37. Yıldönümü dolayısıyle, Yargıtay''ın açılışında Sami Selçuk''u dinleyen aynı zevât huzurunda sayın Ahmet Necdet Sezer, aynen şunları söylemiştir:

"İnsan haklarına saygılı, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti''nde, insan hak ve özgürlüklerinin çağdaş, evrensel olarak korunması ve geliştirilmesi zorunludur.

1982 Anayasası''nda, 12 Eylül 1980 öncesinde yaşananlara bir tepki olarak temel hak ve özgürlükler önemli ölçüde sınırlandırılmıştır. Türkiye''de düşünceyi sınırlama özgürlüğünün hukuksal boyutlarıyla ilgili sorunlar ortaya çıkmıştır. Bu düşünce özgürlüğüne ilişkin yasaların demokratik toplumun yasalarının gereklerine uygun biçimde gözden geçirilmesi gerekmektedir."

Kısa zaman önceki bir hukuk töreninde yine devlet yetkilileri ve üst hukukçular huzurunda söylenip, sayın Cumhurbaşkanı tarafından kutlanan bu sözler, sadece şahsiyet ve üslup farkıyla Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi başkanları tarafından, hemen aynı mealde söylenmiştir. Şimdi soruyorum:

Sayın Sezer de, sayın Selçuk gibi yalnız "Abant seminerlerinde" edindiği zihniyetle ve yalnız şeriatçı (!) takımına kendisini alkışlatmak için mi söylemiştir?

Adalet sever hukukçulara saygılarım, adaleti sevip saymayanlara ise ağır kınamalarım var.