Bazı gazetecilerimizin velinimetlerini bulmuşçasına kapıldıkları "Türk-Yunan 2. Medya Konferansı Resepsiyonu"nda Yunanlı bir gazeteci "Kıbrıs''ta tâviz yok mu?" diye, küstahça sormuş.
Cevap veren Türkiye Başbakanı (İnşallah!) "Daha ne tâvizi istiyorsunuz? anlamına; "Ada''da iki devletin kabulü ve diyaloğun sürdürülmesi şartı ile (ancak) çözüm bulunur" demiş.
Yunanlı bu soruyu, "Madem ki dost olduk, kurtulun şu Kıbrıs yükünden. İnad etmeden yapın dediklerimizi.." manası ile soruyor. Çünkü neye el atmışlarsa tâviz koparmaya alışmışlardır.
Bunların sabırlı direnişleri meşhurdur. Bakın bugüne kadar ne istemişlerse bir ucundan elde etmişlerdir. Onların gazetecisinde, tüccarında, bürokratında, üniversitesinde hep bu ısrar, bu yurtsever gayret ile taviz koparıp maksada ulaşma şuuru vardır.
İsterseniz, dostluk perdesi altında Yunanlıya verilen imtiyazların bir kısmını Ural Altay Derneği Başkanı Celal Öcal''ın derlediği örneklerden verelim:
***
Türkiye''nin AB''ye aday ülke kabul edilmesinden sonra Yunanistan''ın KKTC gerçeğini yok sayarak sürdürdüğü tâviz ilişkileri yeniden gündeme geldi.
Kıbrıs ne durumdadır? Bu konuda Batı''ya verilmiş vaatler mevcut mudur? Doğrusu meçhuller içindeyiz.
Bölücü teröre destek veren Yunan hükümetlerinin marifetleri Türkiye''de hemen hemen unutuldu. Acı depremden sonra dostluk ve barış görüntüsü ile başka senaryolar başladı.
Bir kesim medyamız, Türkiye-Yunanistan ilişkilerinde hiçbir milli çıkar ölçüsü tanımadan dostluk ve barış sözcüklerine boğuyor bizleri. Batı Trakya ve Kıbrıs Türkleri sanki yokmuş gibi, Yunanlı''nın istediği bir planı, Türk kamuoyuna ısrarla telkin ediliyor.
"Gözünü kapa, sesini çıkarma, oyunumuzu bozma" tarzında dış destekli bir plan bu. Heybeliada Ruhban Okulu peşindeki Fener Patriği, İzmir''de Ayavukla Kilisesi''ni de ibadete açmak üzre.
Bu senaryoda yeralan belediye başkanları, sözde işadamları ve gazetecilerin hiçbiri Yunanlılar kadar şuurlu değil. Meselâ:
İzmir''in özel bir dersanesinin, Eski İzmir Fotoğrafları diye açtığı sergide, işgal altındaki İzmir''i, Yunan askerleri ve Yunan bayrağı görüntüleriyle teşhir ediliyor.
Yunanistan''da Türk bayrağının dalgalandığı bir fotoğrafa yer verilebilir mi?
Özellikle İzmir basınında 12 Ada''mızın ismi Yunanca söylemiyle yer alıyor. Sakız''ı (Chios), Sisam''ı (Samos), vs. Oysa buna kimsenin hakkı yoktur! Bizim basıncılar, Yunan meslektaşlarına Ada isimlerinin Türkçe''sini yazdırabilirler mi?
Ankara Valisi Yahya Gür, pasaportunda, doğum yeri Gümülcine''nin ismi "Komotini" yazılmadığı için vize alamamıştır.
Antik yer isimlerinin Türkçe yer adlarına tercih edilmesi gafleti, geçen yıllara göre çok artmıştır. Atlaslarımıza bakarken "Burası Türk ülkesi mi?" soruları akla geliyor.
Şüpheli bir şekilde trafik kazasına kurban götürülen rahmetli Dr. Sadık Ahmet''in ölüm yıldönümü mevlidi için Gümülcine''ye gitmek isteyenlere bile vize verilmemiştir. Bu nasıl dostluk? Dostluk dedikleri şeyin aslı, Yunanistan''ın bizi narkozlaması, bizim de kendimizi uyutmamızdır. Yunanistan''da Türkler''e ait vakıf malları devletleştirilmektedir. Müftülük sorunumuz hâlâ çözülmemiştir.
Yunan propagandasından başka birşey olmayan barış ve dostluk numaraları, yazık ki yetkililerimizin, üniversitelerimizin, tüccarlarımızın ve hele basınımızın umurunda bile değildir.
Yunan 5. kolu rolüne soyunmuş olan bu zümreler, dostluk ve barış lâfları altında milletimizin savunma iradesini dahi yokediyorlar.
Kıbrıs ve Batı Trakya Türkleri''nin durumlarını gözardı etmek, ihanetten de beterdir.

