Türk Edebiyatı Vakfı''ndan bir neşeli ses, edebî âlemden bir gayretli, hamiyetli insan daha çekilerek rahmeti Rahmana kavuştu. Ömür boyu güvenilir dostumdu. Alçak gönüllü ve ekmek kavgası içinde bir meslektaştı.
Türk Edebiyatı Vakfı''mızı merhum Celâl Bayar, merhum Alparslan Türkeş, sayın Süleyman Demirel, Sevinç ve Rıfat Çokumlar, sayın Gültekin Samanoğlu, sayın Emine Işınsu, merhum İsmail Gerçek, Servet Kabaklı ve daha birçok müstesna edip, şair dostlarımızla beraber kurucularındandı.
Kısa sayılacak ömründe yazdığı yüzlerce sanat eseri ona kâfi gelmezdi. Daha o kadar eser yazacak dolgunlukta idi. Nitekim, bir ay önce nasib olan âdetâ "helâlleşme" görüşmemizde: Geçmişten Geleceğe adıyle düzenlettiği eserini bize emanet etmiş ve Türk Edebiyatı Yayınları arasında çıkmasını vasiyet etmişti. Tabii, o sadık, o deryâdil dostumun emri, başımız üstündedir. Okuyucularım, severek beklesin okusunlar.
Tahir Kutsî Makal, çok alçak gönüllü olduğu kadar da (ve öyle olduğu için) çok meziyetli, vergili, çok okunan bir yazardı. "1962-1963 Yılın Gazetecisi" seçilen Tahir Kutsî, Halk Edebiyatı ve folklorda ilmî araştırmaları ve uzmanlık mahsulü eserleri ile fahri Doktorluk payesi aldı. Öyle okunaklı, câzibeli bir Türkçesi vardı ki: Meydan Dayağı, Kamyon, Delitay, Karadon adlı, roman ve hikâyeleri ile "Nobel adayı" olabilecek ustalıkta idi.
"Türkiye" gazetesi sanat sayfasında Mehmet Nuri Yardım ve Ekrem Kaftan beylerin dedikleri gibi Tahir Kutsi merhum bir "Köylü Romancı" idi. Ama asla "Köy Romancısı" denilen yapmacığa düşmedi. "Köylü" kavramına saygısızlık eden reklam âdiliğine kalkışmadı. Sevgili Tahir Kutsi, tam "rençper" töresinden Hacımehmed Hocanın 13 çocuğundan üç numaralısıydı. Şakaları ile dahi köy çocuğu havası verirdi. Denizli''de bir "Altın Horoz" diye, sayın Yavaşça''nın, İnci Çayırlı''nın ve Kemanî Cahit Bey''in de katıldıkları bir musıkî ziyafetindeyiz. Bir lokantada, Tahir, gelip geçen bütün garsonlara, adıyla hitap ediyor. Kendisine: Biliyorum, Denizlili''sin ama hepsinin adlarını nasıl biliyorsun?" diye sordum:
-Bilmeye ne var Hocam, dedi. Bu çocuklara ya Mehmed Ali, ya da İbrahim Ali adlarını koyarlar.
Malatya Üniversitesi''nden doktora payesi aldığı günlerde idi: "Tahir dedim, seni bu ünvanla ''muayeneye'' çağıranlar çok olur. Hele hanımlar hastalanırsa sakın gitme ha!" diye takıldım.
-Oldu bu iş, diye güldü. Ankara''da bir otelde, kadıncağızın sancısı tutmuş. Geceyarısı, bir doktor gerekince otel kâtibi, benim "Dr" ünvanıma bakarak, gece yarısı uyarttı idi.
Ne diyeyim üstadı olan pîr, Nasreddin Hoca''ya "Kıyamete kadar gülünesin!" demiş. Tahir Kutsi dostum da hep o şakaları Veysel''in ruhunu şadeden çalışmaları, Türk ırgatının, Almanya, Türkiye ve her gurbetteki bitmez tükenmez çileleri ve sıcak şiirleri ile aramızda olacaktır.
Bundan böyle mekânı Cennet olsun! Ayşe hanım kardeşime sevdiğim kızları Çeyiz ile Çimen''e ve bütün dostlarıma başsağlığı dilerim. Sevgili Tahir Kutsi şimdilik elveda.

