"Vicdan" kelimesi, bir terim olarak bize Durchaim sosyolojisinden, dolayısıyla onun mensubu Ziya Gökalp''ten getirilmiştir. "Din bir vicdan işidir. Yani ferdî bir niteliktir. Fazilet, vicdandır" gibi sözler de o zaman, o kadar çok söylendi ki, Mehmed Âkif şu beyitle buna isyan ederek gerçeği açıklıyor. "Ne kanundur veren ahlâkı insana ne vicdandır, Fazîlet hissi insanlarda Allah korkusundandır." Dinin sadece kişilere mahsus bir vicdan işi olduğu fikri, zamanla yanlış uygulanan bir "laiklik" anlayışına yol açtı. Yani öyle ki: Halkın, gençlerin ve çocukların İslâmiyeti öğrenmeleri ona severek yaklaşmaları için devlet hiçbir gayret harcamasın. Çünkü "devlet lâiktir" yani dini kendi işine karıştırmadığı gibi, kendisi de dinin işine karışmaz. Peki, devlet karışmasın (zaten hiç karışmaması lâzım) dini Müslüman cemaate bıraksın. Vakıfların gelirlerini de bu cemaate "bütçe" olarak versin. Zaten vakıflar, din ve hayır işleri için kurulmamış mı? Hayır, bizdeki laiklik başkadır! Ne devlet yapar, ne de cemaate yaptırır. Diyanet İşleri''ne, üniversite gibi "muhtariyet" de vermez...
Sonunda istismar politikacıları demokrasiye zıt olarak kâh laikliğin kâh da sözde dinin ticaretini yapadursunlar isteniliyor. Ve kötü niyetli cahiller, İslâm''ın faziletini, yüceler ahlâkını bilmeyen zavallı çocuklarımıza çengel atarak, en olmayacak hurafeleri ve şekliyâtı öğretip dursunlar. İslâm cemaatini de böylece bölsün, parçalasınlar. *** Din elbette, öncelikle ferdî görünen bir vicdan işidir. Ama o vicdanın kendisi bizzat, Kur''ân''la, Hâdis''le, dinî, millî kültürle, günah ve sevap ahlâkiyle, büyük din adamlarının yaşayış ve düşüncelerini örnek alarak, gelişip ilerler. Rahmetli Tahsin Banguoğlu''nun dinin "sosyal bir kurum" olarak lüzum ve değerini anlatan şu sözlerini çok sevdim: "Hayatın, kişiyi durultan, yücelten, mânâlandıran bir safhası dindir. İmân, ruhun boşluğunu doldurur. İbadet, vicdanın, sağduyunun kapılarını açar. Bunlar, insanı huzura kavuşturur. Bu tabiatüstü yaşayış, nefs ile Rabbi karşılaştırdığı için bir bakıma ferdîdir. Fakat aslında sosyal bir kurumdur. Kuşaktan kuşağa gelişi, geleneği, değişmez ortak inanış ve davranışları, birlikte ibadetleri, töreleri, camileri, cemaatleriyle topluluğun malıdır. Din milletçe yaşanır. Bu sebeple onu millî değerler sisteminin başında görürüz ve dinî hayatı, millî hayatın ayrılmaz bir parçası sayarız." (Kendimize Geleceğiz sh: 21)

