Bir Batılı oyun yazarına, "Piyeslerine neden bu kadar hiciv ve ağır hakaretler koyuyorsun?" diye soruyorlar: Cevabı, bizim Nef''î''nin, Eşref''in, Neyzen''in hicivlerindeki mantıktadır: "Bu vurguncular, sömürgeciler, büyük soyguncular, hırsız bürokratlar, bu alçaklığı koruyan sözde büyükler... Edebiyatla, şiirle, seçkin üslup ve insanî öğütlerle asla adam olmazlar. Onları ıslah edemeyeceğimize göre ahlak dersi vermenin, şairane veya felsefi ibretler göstermenin hiçbir faydası yoktur. Bu yüzden o gibilere vargücümle hakaretler, hicivler yağdırıyorum." Tıpkı yüreğimizi soğutan Eşrefler gibi:
Bir güzel mazmûn bulursam Eşrefim, Kendimi hicivleyemezsin kâfirim...
İşte fikir ve öfkelerini, manzum yazıya dönüştürmekte, cidden usta bulduğum Yıldız Nadir Ünlü adlı okuyucum, hırsız, vurguncu, devlet soyguncusu, banka boşaltıcı, üstelik "çağdaş ilerici ve İngiliz uydusu sömürgeciliğe hayran tipler güruhunu cidden nazik ama yüreğimizi ferahlatan bir dille hicvetmiş. Maalesef elime aylarca sonra geçen bu değerli hiciv şiirinin, bugün ve yarın (5 Kasım Pazar) ülkemizdeki iğrenç gidişattan yüreği yanan sizlere sunacağım. Nadir Ünlü bey, benim, Aydın Lisesi''nden seçkin öğrencilerimden biri. Bir zaman önce sütunumda çıkan "Sömürge Olmak Hevesi" başlıklı yazımı da okuyunca daha çok efkârlanmış. "Bulunduğum 6 bin nüfuslu ilçede bile, berber dükkanlarına kadar, her yer, yabancı isimler altında" diye yakınıyor. Sömürgeden bir farkı kalmamış şu yurdumuzun... Bir ülke düşünün ki, mevcut ve yeni hazırlanacak bütçesinin, 15 kişilik teftiş ve yönlendirme heyetinde IMF hazır bulunuyor. Çıldırmak işten değil. "Gaflet, dalâlet ve ihanetten hangisi bu?" Değerli Nadir Ünlü, devletimiz adına önemli görevler yapmış Karacasu ilçemizin Belediye Başkanı olmuş ve Strasburg Avrupa Konseyi Mahalli İdareler Komisyonu''nda bizi temsil etmiş gerçek bir aydın evlâdımızdır. Sakın pek çok vatansevere yapıldığı gibi, onu da susturmak için "mürteci" damgası ile boyamaya kalkmasınlar... Mısraları uzun yer tutan bu değerli hicviyenin bir bölümünü de yarın okuyacaksınız; sanıyorum tanıdıklarınıza da okutacak, yazdıracaksınız. Soygunlar arşa çıktı, yapanın yaptığı kâr... Bugün yurdun en muhtaç olduğu şey:
Hayâ, ar!...
Yapılan, öğünülen ne''miz varsa mezatta, Sanki batan geminin malları var tezgâhta... Fabrikalar, tesisler bir bir yolcu, gidiyor Elde var: Koca sıfır!.. Harmanı eller yiyor...
Yer altında, üstünde duruyor hep servetler, "Biri gelsin işletsin!" bekleşmekte
"Hazret!"ler... Yabancının plânı, nasihatı, parası Oldu devletlilerin rüyası, pusulası...
Dünkü işgâlcilerin şimdi kucağındayız, Teftiş hey''etleriyle haçlı saçağındayız... Hürriyet ve istiklâl, şehitler unutuldu, Cambazlar öyle yaman, bir millet uyutuldu...
Yalvar yakar hâldeler, "büyük büyük" adamlar, Gülüyor hâlimize Afrikalı yamyamlar!.. El oğuşturuyorlar gittikleri yerlerde... Mefkûre yok, inanç yok kâlplerde, yüreklerde
Yabancı ne ararsan, binbir çeşidiyle çok, Hâlâ, Türk patentiyle bir otomuz bile yok... Nutuklar hep palavra, hep montaj yaptıkları, Doğru olan tek şey var: Doğrudan saptıkları!..
Eğitimin "millî"si, bir zamanlar bizimdi, Biz''den gayrı ne varsa öğretiyorlar şimdi... Türkçe elden çıkıyor, bebelerle birlikte... İngilizce resmî dil olacak neredeyse...
Bizi BİZ yapan herşey, üçer, beşer silindi, Mâzisini bilmeyen nesillere gelindi... Hâl gelecek sahipsiz... Puslasız yola çıktık, Ayrılıklar hortlatıp, birliğimizi yıktık... (Şiirin devamı yarın)

