Kaydet
a- | +A

5 Mayıs Cuma günü, üçüncü turda onuncu Cumhurbaşkanı olarak, sayın Ahmet Necdet Sezer''in seçileceğine mutlak gözüyle bakılıyor. Milletçe özlenen bu husus gerçekleşmese bile 4. turda onu, resmen cumhurbaşkanı olarak selamlayacağımız şüphesizdir. Böyle olacağına göre, Anayasa Mahkemesi Başkanı olan bu yeni "Hukukçu", Devlet Başkanı''na en çok en perişan olduğunuz Hukuk alanında yüzlerce onarım ve yenilenme konusu çıkacaktır. İşte biz, yeniden sayısız kargaşalıklara ve gereksiz iddialara sebep olan Medenî Hukuk meselemizi sayın Sezer''e ilk olarak bir yazıyla arz edeceğiz. Bu konuyu, Akit Gazetesi''nde dizi yazılar halinde ortaya koyan ise değerli fikir adamımız Mehmet Doğan beydir. "Kanunlaştırma" ciddi bir iştir. Hukuk tarihinde zikri geçen kanunlaştırmalar büyük medeniyetler ve büyük şahsiyetler tarafından yapılmıştır. Sultan Süleyman''ı önemli kılan fütuhatından önce devrinde "kanunlaştırma"ya verdiği değerdir o yüzden "Kanuni" olarak anılır. Tercüme kanunlaştırma olmaz. Bir milletin dilinin inceliklerini ileri derecede bilmeyenler, sosyal yapısını, psikolojisini kavrayamayanlar, tarihini tanımayanlar gerçek kanunlaştırma yapamazlar. Kanunlar çıkarırlar. Bunları bir süre uygularlar, fakat o kanunlar iğreti kanunlar olmaktan kurtulamazlar. Hep değişecekleri günü beklerler. Türk Kanun-i Medenisi''nin böyle bir kanun olduğunu, kendimi bildiğimden beri değiştirilmek istenmesinden çıkarıyorum. Yıllarca yeni Medenî Kanun tasarıları gündeme geldi, tartışmalar yapıldı. Değişim zaruri idi, fakat değişime karşı akli ve hukuki olmayan bir direnç vardı. Nihayet yetmiş küsur yıl sonra o direncin de aşıldığı anlaşılıyor. İki yıl önce son defa gündeme gelen Medeni Kanun''da değişiklik yapan tasarı şimdi yeniden komisyonlara gönderilmiş. Her nedense, "Medeni Kanun" Anayasa''nın 174. maddesinde "inkılap kanunları" arasında sayılmamış. Halbuki bütün inkılap tarihi derslerinde hukuk inkılabını sağlayan esas metin olarak "Medeni Kanundan bahsedilmektedir. İsviçre''den aktarılmış "Türk Medeni Kanunu" yetmiş küsur yıldır dokunulamayan bir metin olmuştur. "Medeni Kanun"un toplumun ihtiyaçlarına ne ölçüde uyduğu veya ne ölçüde tatbik edildiği o kadar önemsenmez.

Devrin Adliye Vekili Mahmud Esat, Medeni Kanun Tasarısı''nı Meclis''e şu tarzda sunuyor: "Türk Medeni Kanunu tasarısı yürürlüğe konulduğu gün milletimiz on üç asrın kendisine çevrilen yanlış inançlarından ve karışıklıklarından kurtulmuş eski medeniyetin kapılarını kapayarak hayat ve feyiz bahşeden çağdaş medeniyetin içine girmiş olacaktır." Bakın bir muteber "devrim tarihi" kitabına göre "Medeni Kanun" neleri başarmıştır: 1. Yeni medeni hukukumuz kişi hak ve ilişkileri bakımından, Türk vatandaşının durumunu, en ileri ve modern ülkeler düzeyine çıkarmıştır. Böylece yüzlerce yıllık geri hukuki kurumlar, birdenbire değişerek, en ileri biçimi almışlardır. 2. Kadınla erkek arasında mutlak eşitlik sağlanmıştır. 3. Aile alanında, erkeğin bütün ayrıcalıkları kaldırılmıştır. Kadın erkek eşitliğinin sağlanması Türk devriminin temel taşıdır. 4. Kişilerin eşyalarla ve birbirleriyle olan ilişkilerinde, İslâm hukukunun boşlukları ve çelişkileri kaldırılmış, akılcı ve modern bir sistem getirilmiştir. (Prof. A. Mumcu) Bütün bunlar "Türk çocukları"na ilk mektepten üniversite son sınıfa kadar âmentüymüşcesine belletilmiş ve doğruluğu tasdik ettirilmiştir. Buna rağmen yeni bir medeni kanun tasarısı hazırlanmış olup gazetelerde şöyle sunuluyor. Kadına itibarı iade edildi. Kanun taslağı ile aile içinde erkek egemenliğine son veriliyor. Medeni kanunda kadın erkek eşitliğine aykırı olan tüm maddeler ayıklandı. (Yeni Yüzyıl, 18.2.1998)

Kafanız karıştı değil mi? "Hukuk inkılabı" ile bütün problemler çözülmemiş miydi? Kadın erkek eşitliği "mutlak" olarak sağlanmamış mıydı? Devrim tarihi kitapları yalan mı yazıyor? Şimdi kadına itibarı nasıl iade ediliyor? Kadının itibarını kim elinden almıştı ki? Şimdi itibarını iade edenler onun itibarını kaybettirdiğini mi söylemek istiyorlar?"