Kaydet
a- | +A

Bu geri bırakılmış ama gittikçe de daha gerilemiş bir zihniyete teslim olan Türkiye''de yeni hükümetler ile yeni bir kadrolaşma başlıyor. Dolayısı ile birilerine ıstırap ve zulüm devrinin tekrar açılacağını adım gibi biliyorum. Bu bakımdan, başbakanlıkta il müdürlüğü yapmış (adı bende mahfuz) bir yüksek memurun başına gelenleri anlatan mektubunu size aktarıyorum. Âdet olduğu üzre, hükümet ortağı partilerden her üçü, hem birbirlerine "kadroculuk yapmayın!" diye hücum ve sitem edecekler hem de hepsi, kendi adamlarını, kayırmanın daniskasını becereceklerdir. Ama biz, milleti hiçe sayan bu tutuma artık son verilmesini istediğimiz için ibretli mektubu önünüze seriyoruz... Şimdi adaletli bildiğimiz hükümet mensuplarından beklediğimiz: Hiç olmazsa geçen dönemde çok utandırıcı haksızlıklara uğrayanların durumları incelenerek haklarının iade edilmesidir. İşte mektup: Muhterem Hocam, ANASOL-D hükûmetinin haksızlığına uğramış binlerce bürokrat adına sizi rahatsız ediyorum. Mağdurlardan tümününde Türk Milliyetçisi, ülkesini, milletini bayrağını seven idealist insanlar olduğuna da inancım tamdır. Burada tek tek isim saymak istemiyorum. Ancak amacım şu olabilir: MHP iktidar ortağıdır. Beklentilere cevap verebilirse daha büyük görevleri de olabilir. Eğer... ANASOL-D zamanında tüm bakanlıklarda yapılan bu tür olumsuz işlemleri elden geçirirse zaten kimlerin mağdur edildiği anlaşılır. Ben bir örnek olarak kendi başımdan geçenleri nakledeyim efendim. 22 Ağustos 1997''de Resmi Gazete''de yayınlanan bir kararname ile görevimden alındım. Zaten hükümet kurulduktan sonra hemen mahalli basında, görevlerimizden alınacağımız yazılmıştı. Hepsi de gerçek oldu. O kararname ile "Başka bir göreve atanmak üzere" alındım. Başka bir sebep yoktu. Tam 45 gün görev verilmedi. Personel Daire Başkanı''na "Durumumla ilgili ne gibi bir tasarruf düşünüldüğünü" sorduğumda "Evinde otur maaşını al" cevabını aldım. Sonucunda ise Erzincan İl Çevre Müdür Yardımcılığı''na 5 Ekim 1997 tarihli onayla atamam çıktı. Benim o sırada küçük oğlum (Buminhan) ortaokulda öğrenci idi. Okulu da başlamıştı. Sene ortasında bir çocuğu kime bırakır da bambaşka coğrafyaya nakledersiniz? Sayın İmren Aykut, bakanlığında "Sahipsiz Hayvanları Koruma Dairesi" kurmuş, ama haksız yere sahipsiz bırakılan çocuklarımız için"İnsan Hakları" hiçe sayılmıştır. Ben iki seneye yakın çocuklarımdan ayrı kalmak durumunda kaldım. Sağlığım bozuldu. Bununla kalmadılar, görevden aldıktan iki ay sonra beni hiç tanımadığını ve benimle iş ilişkisi olmayan birine şikâyet ettirip acayip soruşturmalar açtılar. Daha önce beni çok takdir ettiklerini söyledikleri konularda ceza vermeye kalkıştılar. Benim Bakanlığımda birçok bürokrata, bu kasıtlar aynen uygulandı. Bu konuları işleyeceğinize inanıyorum. Bu arada bilgi alınması gerektiğinde yeni hükümetin sayın yetkilileriyle görüşme müsaadesi rica ederim.

Konuyu mahkemeye intikal ettirdim. Oradan da maalesef bir sonuç alamadım. Zaten hâlâ devam eden mahkeme sonucunu sabırla bekliyorum. Efendim, affınıza sığınarak Öcalan davası ile ilgili de bir konuyu belirtmek istiyorum. Şu anda bir dava görülüyor. Bu dava 1925, 1937''de de görüldü. Ancak sonuç 1983 ve bu güne yine gelindi. Bana göre biz bir "maşa" ile meşgul ediliyoruz. Böyle giderse çok geçmez yine bir Öcalan çıkar. Bu maşaları tutan ellerle meşgul olmalıyız. Biz, 1970''li yıllarda bu meselenin bir sağ-sol çatışması olmadığını fakat ülkemizin bölünüp parçalanma gayreti olduğunu ifade etmiştik. O günlerde bizim devrimbazlar herşey gibi o bölücülük ve yabancı parmağına da sahip çıkıyorlardı. Ama bu son davadan beri onları da uyaracak bir sonuç çıktı. En azından bunun yabancı parmağı ile idare edilen bir bölücülük olduğunu kavramış gibi görünüyorlar.