12 Haziran''da, YÖK bütçesiyle ilgili tartışmalar, yukardaki cümle ile bitiyordu. Tunceli bağımsız milletvekili, sayın B. Gürdoğan: "Dini, hiç kimse yüreğinden atamaz. İlim adamlarının tepesinde Demokles''in kılıcı gibi sallanan YÖK işlevini tamamlamıştır" diyerek halkımızın gönül dilini söyletiyordu. Evet, 1980''den beri üniversitelerimizin başına getirilen, fakat hele son üç yılda, birçok öğretim üyemizin, yüzbinlerce öğrencimizin eğitimlerini ve hayatlarını mahveden bu "YÖK" düzeni, işlevini yalnız bitirmek değil" saptırmıştır bile. Hiç istemedikleri halde hocalarımızı Engizisyon uygulayıcısı olmaya mecbur etmiştir. En değerli Prof''lar ilim kürsülerinden atılmıştır. Amerika''ya giden en değerli gençlerimiz namaz kıldıkları veya faşist devrimci, yeyici derneklere hizmet etmedikleri için geri çağrılmış; akademik istikballeri mahvedilmiştir. Meclis''te, YÖK''ün zararlı ve yıkıcı edimleri üzerinde yapılan haklı hücumlara karşı, sayın Gürüz ağzını bile açmamıştır. Hal böyleyken ne yazık ki YÖK başkanı, yine de millet huzurunda "İstifa etmeden" salıverilmek hünerini göstermiştir. Oysa ya Sayın Gürüz istifa etmeli yahut da, onu bu işe getirenler yanlış yaptıklarını artık kavramalı idiler. Çünkü kapattığı "ikna odaları"nda genç kızlarımızın çektikleri eziyeti sayın Gürüz de biraz tatmalıdır. "YÖK" biliyorsunuz, Türkiye''nin sol hırçınlıklara teslim edildiği, komünist ihtilallerin tezgâhlandığı bir vicdansız dönemde Sayın Kenan Evren tarafından ihdas edilmiştir. Sayın Doğramacı ve Sağlam zamanında YÖK''ün ülkemize ne çok hizmet ettiğini, ne güzel ilim çağı açıldığını hepimiz biliyoruz. Fakat talihsizlik, Sayın K. Gürüz''ün YÖK''ün başına gelmesiyle başladı. Hele son üç yılda onun bazı katlanılmaz, militan rektörleri ve hempâları yüzünden yüksek öğrenimde, ilim, huzur ve dostluk alt üst edildi. "28 Şubat sürecine" girip despot ihtilalci kesildiler. "Konsomollar" gibi her yanda gerici avına (!) çıktılar. Van''da, Kayseri''de ve her yerde olgun yaşta seçkin Prof.''ları incittiler hatta ekmeğinden ettiler. Yalnız İstanbul Üniversitesi''nde "istifa sırasına girmiş" onu aşkın ilim adamı var. Bin güçlükle okuyup üniversite mezunluğu çağına gelen kızlarımız, "Başörtülü" diye gözlere diken edildi. Oysa bu yoğunlukta kızlarımızın her üniversitede aydın mesleklere hazırlandığını görmek, 75 yaşındaki TC''nin yüce muradı idi. Böyle Türk kızlarının varlığı, şüphesiz Atatürk''ün ruhunu da şâd ediyordu. Lâkin ne fayda! Bırakın kızlarımız üniversitelerde okuyorlar diye sevinmeyi, bunlar "başörtülü, gerici, Atatürk devrimlerine karşı" denilerek, sınıflardan, imtihanlardan atıldılar. Buhrana, illete düşürülüp aileleri ve örtüsüz arkadaşları ile birlikte delirtildiler.
Ama artık bu utançtan kurtulmamız lâzımdır. Medeni dünyada, Ortadoğu''da, Uzakdoğu''da, Türkiye''nin de bir değeri, itibarı olduğunu isbatlamamız için bu kılık-kıyafet bağnazlığından, bu ilkellikten vazgeçmek zorundayız. Unutulmasın ki üniversitede okumaları milletimize bir nimet olan kızlarımıza yaptığımız bu kabalığa, bu suçlu muamelesine başka hiçbir diyarda rastlanamaz; ne tarihte ne de bugün... Yeni seçilen Meclisimiz, halkın 2.5 yıl sergilediği bu büyük acıları göre göre, millet görevini yapmaya geldi. O halde, ilim yuvalarımızı; ilimden, terbiyeden, dostluktan uzaklaştıran bu hali düzeltmek onun görevidir. Dünya önünde "biz de medeni bir milletiz" demeye hak kazanmalıyız. Kısacası: "YÖK" denilen teşkilat ya ortadan kaldırılıp serbest ilim düzeyine getirilmeli... Yahut YÖK, üniversitenin ve Prof.''ların mutlak âmiri olmak gibi haddini aşan diktacılıktan alınıp sadece idarî işlere bakmalıdır. Bu olmazsa ve eğer YÖK''e mecbursak... Bu kurumun başkan ve üyeleri TBMM tarafından seçilmelidir. NOT: Babuna kardeşimizin öncülük ettikleri Kemik İliği Bankası için bir milyon lirayı hemen yatırın. Yarın ilik arayanlardan biri siz olabilirsiniz.

