Ortalığa düşen ses kayıtlarının beni rahatlatan bir tarafı var.. Dinlerken hüzünle karışık mutluluk duyuyorum. Paşam bir problemden sözediyor..
Sonra çözümünü söylüyor:
- Açacaksın telefonu, bana bak, diyeceksin..Bakmasın da görsün sıkar.
Problem ne olursa olsun çözüm tek:
-Açacaksın telefonu, vali bana bak diyeceksin.
İlk kayıtlarda kurmay başkanına açtıracaksın telefonu, emri vereceksin, diyordu. İkinci de paşam doğrudan aramayı çözüm olarak görüyor.
..........
Taaaa Birinci Cihan Harbi yıllarında Osmanlı banknotu ingiliz parası karşısında değer kaybedince Cemal Paşa, -o zaman telefon olmadığı için- Şam, halep bölgesindeki yabancı tacirleri karargahında toplamış..
-Size, demiş; bir hafta müddet..bir hafta içinde bir Osmanlı lirasını İngiliz lirasına eşitleyeceksiniz.. Aksi halde hepinizi sürgüne göndereceğim.
Bugünkü mantıkla düşünürseniz emri şöyle:
1 Euro 2.2 TL ya..Emrim ve fermanımdır, 1TL= 1 Euro olacak, diyor.
Peki ne oluyor?
Bir hafta müddet dolmadan yabancı tacirler bölgeyi terk ediyor.
..
Açacaksın telefonu bana bak vali, diyeceksinden farklı değil.
Fiili durumun ne olduğunun önemi yok. Şuuraltıda kendini öyle bir yere oturtuyor ki, yukarıda hiç kimse yok.
Anayasa ve kanunlar bile formalite.
Muhtemelen sıfat ve statüleri ne olursa olsun herkes oturduğu yerden bakınca "erat" gibi görünüyordur.
...
Eskiden Türkmenbaşı efsaneleri anlatılırdı.
Türkmenbaşı birgün Türkmenistan Ulaştırma Bakanı''na kızmış..
-Seni santral memuru yaptım, demiş.
Dişçisini sevmiş..Seni bakan yaptım, demiş.
Bu fantezinin bile tutar bir yanı var.
Adam fiilen diktatör.
Resmen devlet başkanı.
Kanun lazımsa parlamento elinin altında.
"Açacaksın telefonu, vereceksin emri"nin arkasında ne var?
Kanun yok.
Statü yeterli değil.
Üstelik suç.
Bir insan nasıl formatlanırsa herkesi ve herşeyi yok sayarak dünyayı kendi çevresinde döndürür.
Beni hüzünlendiren tarafı burası..Bu duyguda masumiyet görüyorum.
Profesyonel yardıma muhtaç bir masumiyet.

