100 yılı aşkın sürede nihai hedefleri için devletleri çökerten sisteme önayak olan siyonist yapı, İsrail’i kurdu. Elbette bu, Anglosakson destek olmadan mümkün olamazdı. Çünkü bugün olduğu gibi dün de dönemin güç merkezi kimse, onun şemsiyesi altına sığınarak hareket eden, güç devşirme zihniyetini barındıran bir yapı söz konusudur.
Dün yaptıklarını anlamadan bugün yapılanları anlamlandırmak zor olacaktır. Siyasi tarih arka planını öğrenmek ve öğretmek artık bir zorunluluk hâline gelmiştir. Bunun okullarda dahi anlatılması gerekmektedir. Bu siyonizm belasının hedeflerini anlamalı, ne zaman, kimler tarafından maşa olarak kullanıldığını da hesaba katmalıyız...
İkinci Dünya Savaşı sonrası mağduriyet söylemi üzerinden zihinler devşirildi. Almanya âdeta İsrail’in kölesi hâline getirildi. Bugün baktığımızda, Hitler’in yaptıklarından daha acımasız eylemleri Netanyahu ve İsrail devleti gerçekleştirmektedir. Oysa yıllarca Nazilerin yaptıkları üzerinden dünyada güç elde ettiler, yayıldılar. Siyonist yapı ile terör yapısı arasında bir fark var mı? Yoktur. Günümüzde elinde nükleer silah bulunan, hukuk tanımaz, sapkın bir inanç üzerinden kendine alan açmaya çalışan vahşi bir yapı ile karşı karşıyayız. Bu yapı sadece bölge için değil, dünya için de büyük bir tehdittir.
Peki şimdi ne yapmaya çalışıyor? Açık: Genişlemek ve küresel bir aktör olmak istiyor... Kendisi gibi düşünmeyenleri öldürmekten çekinmiyor. Çünkü bugüne kadar arka planda yaptığı tüm eylemler küresel aktörler tarafından desteklendi. İsrail istihbarat örgütünün kirli faaliyetlerini Epstein dosyalarından çok daha net ve kapsamlı şekilde göreceğiz. İleride nasıl dosyalarla karşılaşacağımızı bilmiyoruz. Ancak şu açık: Şantaj ve kirli ilişkiler üzerinden siyasete yön verenler, insanları köleleştirerek kendi çıkarları doğrultusunda kullanmıştır ve kullanmaktadır.
İsrail kurulana kadar dünya siyaset tarihine ve savaşlar zincirine yeniden baktığımızda, İsrail kurulduktan sonra Filistin topraklarına yönlendirilen Yahudi göçünün özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasında hız kazandığı görülmektedir. Oluşturulan “Hitler korkusu” atmosferi, Yahudi göçünün Filistin’e yönlendirilmesinde kullanıldı. ABD’ye zengin ve iş gücü yüksek Yahudilerin göç etmesi de ayrıca analiz edilmesi gereken bir konudur. Amerika’yı kendilerine küresel merkez hâline getiren bu yapı, sonrasında İsrail’i bir vatan olarak güçlendirmek için ABD’yi sonuna kadar kullanmıştır. Yani bir anlamda akıl ve finans gücüyle İsrail devletinin kurulması ve bölgede kalıcı hâle gelmesi sürecinde ABD’deki siyonist etkinin rolü inkâr edilemez.
Yeni döneme gelecek olursak;
İsrail kuruldu, ancak sürekli bir şemsiye altında kalmak siyonist yapıyı tatmin etmiyor. ABD olarak bildiğimiz, ancak siyonist yapı tarafından yönlendirildiği iddia edilen siyasi zemin üzerinden İsrail, artık bu şemsiyeden çıkmayı ve yeni dünyanın bağımsız aktörlerinden biri olmayı hedefliyor. ABD’nin gücünü, İsrail’in bölgesel bir aktör olma yolunda kullandığı bir sır değildir. ABD ile Çin arasındaki rekabeti de kendi bağımsız aktör olma hayali için bir fırsat olarak değerlendirdiği açıktır. İsrail, elindeki ABD gücünü denizlere ve ticaret koridorlarına hâkim olmak için kullanmaktadır.
Amerika’daki sistem ise İsrail gibi ağır bir yükten kurtulacak gücü henüz ortaya koyamamaktadır. Avrupa yeni yeni ses çıkarmaya başlamıştır; ancak orada da karşı koyabilecek bir güç henüz açık bir meydan okuma sergileyememektedir. Bunun nedeni ise devletlerin kılcal damarlarına kadar işleyen eski yöntemlerdir. Bu yöntemler anlatılmadığı ve öğretilmediği için toplumların uyanışı gecikmektedir.
Tarım, savunma, eğitim, sağlık ve teknoloji alanlarında kurulan çok uluslu şirketlerin önemli bir kısmında İsrail ve siyonist etkinin bulunduğu iddiaları da bu tabloyu destekler niteliktedir. Bu durum, devletlerin bağımsız hareket etmesini zorlaştırmaktadır. Dolayısıyla İsrail’in derin bir tehdit olduğu gerçeği yeniden ve yeniden gündeme gelmektedir.
Gazze, Lübnan, İran, Suriye, Sudan ve daha niceleri…
İsrail, denizlere ve limanlara erişim sağlamak, Arap coğrafyasında kendi kurguladığı istikrarsızlık üzerinden hâkimiyet kurmak istemektedir. Bugüne kadar bu gerçeklerin üzeri, toplumların unutkanlığıyla örtülmüştür. Ancak İsrail’in yayıldığı alan sadece topraklar değildir; sızdığı devletler, yönetimler ve o yönetimlerin içindeki unsurlar da göz ardı edilmemelidir. FETÖ süreci, bu tür yapılanmaların karakterini anlamak açısından çarpıcı bir örnektir.
Ahtapot gibi her yere yayılan bu yapı ile dünya nasıl baş edecek? Gazze’de yaşananlar, birçok yalanı da ortaya çıkarmıştır. İsrail’in niyeti artık daha açık görülmektedir. “Terörle mücadele” söylemi, bu sert ve acımasız yaklaşımı gizlemeye yetmemektedir.
Ancak net olan bir şey var: İsrail sadece güçten anlar!.. Bölgesel istikrarı sağlamak için caydırıcılık şarttır. Bu nedenle nükleer silah meselesi, caydırıcılık açısından kritik bir unsur olarak görülmektedir...
İsrail gibi yapılar dün de vardı, bugün de var, yarın da olacaktır. Bu yüzden geleceği düşünmek zorundayız.
Öncelikle bu yapının gerçek yüzünü yeni nesillere anlatmalıyız. Onunla baş edebilmek için ise, anladığı dilden konuşmak gerekir. Bu da çağın dayattığı tüm imkânlara, nükleer dâhil, sahip olmayı zorunlu kılmaktadır.

