Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Çocukları çalınmış ülke!..
0:00 0:00
1x
a- | +A

Soylu kafa Cemil Meriç’in şu müstesnâ tesbitinin daha bir hatırlanması gerektiği acı ve keder dolu günlerdeyiz…

Merhum mütefekkir, şöyle demişti:

-İzm’ler idrâkimize giydirilmiş deli gömlekleridir!..

Bir buçuk asırdır, o izm’lerle bu milletin evlâdları çalındı. Her vesileyle dile getirdiğimiz şu hakîkati bir defa daha tekrarlayacağız:

Biz, bu memleketin gencecik delikanlılarını, yalnızca Trablusgarb, Balkan, Sarıkamış, Çanakkale, Filistin, Galiçya…gibi cephelerde kaybetmedik. Türlü adlardaki izm, terör ve ideolojilere kaptırdığımız on binler de o kayıplar zincirinin halkalarıdır. 1930-1980 arası 50 yıl boyunca darağaçlarında, sokak anarşisinde ve keza 1975-2025 arası 50 yılda bölücü terörle mücadelede farklı aidiyet, fakat aynı Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşı kayıplarımızın sayısı, 60 binlere dayanır. Bu yekûn, Sarıkamış şehîdlerimize yakındır. Bir kimsenin sadece övülebildiği fakat en ölçülü tenkidin bile yapılamadığı bir memlekette fikir hürriyeti yoktur… 2026 Nisan ayının ortasında önce Şanlıurfa’da yaşanan kanlı okul faciâsında ve hemen ertesi gün de Kahramanmaraş’taki okul felâketindeki yaralama, katliam ve cinâyetle canlara kıyıp sonra da intihar eden o genç öğrencilerin bu hâle gelmesindeki en temel sebep, yukarıda bahsettiğimiz hakikattir. Gelinen noktada izm’ler şartlanmışlığı, dijital terörle beslendi. Ajanların satın alma, kandırma ve yönlendirmeleriyle bu memleketin bir kısım gençleri, tam mankurtlaştırılarak canlı bomba ve acımasız silah hâline getirildiler.

Asla ve asla gözden kaçmamalı:

Gazze Cellladı Netanyahu ve bakan namlı suç ortaklarının Türkiye’yi düşman gösterme cür’et ve cesaretlerinden ve Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a galiz laflarla saldırmalarından hemen sonra Şanlıurfa ve Kahramanmaraş vak’aları meydana geldi. Burada sorulması gereken sual şudur:

-MOSSAD gibi ajanlar, nasıl oluyor da gençlerimizin beynini bu kadar kolay şartlandırabiliyor?

Dramın temel fikrî, tarihî ve sosyal sebeplerini yukarıda sıraladık. Diğer taraftan nice zamandır, nice gencimizin, mâzi ve değerlerinden nasibi olmadan boşlukta mekân işgal ettikleri de bir gerçektir. Kalbi ve beyni doğru inanç ve düşünce doldurmazsa, onların yerini farklı ideolojiler alır. Nihâyetinde de arkasında Siyonist kalpazanlığın olduğu dijital oyunlardan yapay zekâya, filmden oyunlara kadar dijital bataklıkta bunalımdan bunalıma sürüklenen gençleri, yönlendirmek için fırsat kollayan ajanların işi kolaylaşmış olur.

Erken Cumhuriyette iç yıkım yaşamış bir vatanda 1970’lerde Marksist-Leninist ideoloji aşılayan KGB, kendine yol arayan CIA, her taşın arkasında olan MOSSAD, 1980-2020 arası Kürtçülüğü ülkeye musallat ettiler…

Bugün yaşanan faciâ ve felâketlere doğru teşhis koymak düzgün fikrî duruşlarla olur. 1920-30 arası ithal şoven ve inkârcı ideolojiler, 1930-1950 arası zihniyet yabancılaşması, 1960-90 dönemi sosyalist şartlanmalar, 1990 sonrası batılda ısrar fanatizmi ve nihayet 21. Asrın ilk çeyreğine damgasını vuran dijital yıkım, adı geçen illerde yaşanan elemin derin sebepleridir.

Neticeyi doğuran etkiler, bundan ibaret değildir:

Ebeveyn, okul, câmi, basın, reklamından, dizisine kadar ahlakı tarumar eden medya, cep telefonunun öncülük ettiği sosyal medya ve cemiyette milleti ayakta tutan orta direğin kaybolmaya başlayıp onun yerini çok zenginler ve çok fakirler yapılanma tehlikesinin üstümüze üstümüze gelmesi, diğer vahim sebeplerdir. Daha başka sebepler de var:

Bu cemiyeti, Süleymaniye Camiî’nin duvar taşlarını birbirine perçinlemiş harçlar gibi bu milleti de asırlardır birbirine rapteden aile muhabbeti, akrabalık ve komşuluk bağlarının giderek zayıflamasıyla doğan yalnızlık duygusu, her cins ve her yaştan insanı sosyal medya canavarının insafına terk etmektedir…

Türkiye’de bu yakınlarda sosyal medya kullanıcılığına 15 yaş sınırlaması getirildi. Hâlbuki 15 değil 18 yaşını ikmal şartının mevzuata girmesi gerektiğini defalarca yazıp, defalarca konuştuk…

Eğer; bir devlette yarım asırdır o ülkenin türlü mes’ele ve sıkıntılarına dair konuşan, yazan, teklifler üreten kalemlere yahut Kanaat Önderlerine kulak verilmiyorsa, orada kelimeler buz tutmuş olur.

Bakınız İsveç, okullarından, eğitimden çekerek gençliğini kurtarmak için ciddî hamlelere başladı. Çocuğu, genci eken yaşta tutsak alıp onu dilediği gibi yoğuran ekran yerine kitaba dönüyorlar. Bu isabetli kararından dolayı İsveç’i kutlarız. Söz konusu kuzey ülkesi, bu faaliyetine şu ismi vermiş:

-Ekrandan, cilde!..

Biz, o sözü daha güzelleştiriyoruz:

-Ekrandan, kitaba!!!..

Karşı karşıya olduğumuz tehlike çok büyüktür. Yaşananlar, devam etmemeli. Lâzım gelen yapılmazsa bedeli, ağır olur. Bugünümüzü ve yarınımızı kurtarmak için yakın maziyi masaya yatırmak, muhasebe yapmak şarttır…

Sorulacak sual şudur:

-Dünden bugüne nerede, ne yanlışlık yaptık ki bugün yüreğimiz yanıyor?

Rahim Er'in önceki yazıları...