80''li yılların sonunda bazı kamu kurumlarında personele ikinci bir seçenek sunuldu. Denildi ki sözleşmeli çalışmaya razı olursanız geliriniz yüzde 30 kadar artacak. Karar sizin ister sözleşmeli olun gelirinizi yüzde 30 arttırın, ister mevcut statünüzü devam ettirin. İnsanlar yüzde 30 maaş artışına rağmen sözleşmeli çalışmak istemediler. Bunun bir tek anlamı vardı, çalışanlar garanti istiyordu. Az olsun garantili olsun. İşe girdiğim tarihten ayrılacağım tarihe kadar az da olsa sabit garantili bir gelirim olsun. Sonra zaman içinde sözleşmeli statü kılıktan kılığa girdi. Konu mahkemelere gitti geldi, ne amacına uygun kullanılabildi, ne de klasik statüye dönüştürülebildi.. .... Zannediliyor ki yıllık sözleşmeli statü çalışanı mağdur eder. Bu saatten sonra olacak iş değil ama uygulama yaygınlaştırılabilseydi, bugün çalışma ortamı da cıvıl cıvıl olurdu. Arzla taleple, rekabetle korkunç bir yarış olurdu. Biz bir yerden hizmet satın alırken istiyoruz ki dilediğimiz yere gidebilelim. Bizi 25 sene aynı markete, aynı hastaneye, aynı GSM şirketine, aynı lokantaya kadrolu müşteri gibi gitmeye mecbur etseler.. yahut edilse nasıl olur diye sorsalar gülüp geçeriz. Olmayacak iş deriz yani.
Ama bu şablonu ters çevirince hizmetimizi satın alanların seçeneksiz kalmasını yadırgamıyoruz. .... Böyle kriz dönemlerinde kamu çalışanlarına şanslı adam gözüyle bakılıyor. İşi garanti, maaşı garanti deniyor. Özel sektör çalışanları tedirgin oluyor. İş yerim ne olacak, işim ne olacak tedirginliği.. Kamusuyla özeliyle herkes sözleşmeli olsaydı, mağduriyet daha çok olur muydu? Bana daha az olurdu gibi geliyor. Garanti takıntısı uzun vadede herkesi köreltiyor. Hepimiz ev kedisi gibi oluyoruz.
>> Aklınızda bulunsun 95 Oktan kurşunsuz benzinin rafineri çıkış fiyatı 58 kuruş. Bayi kârı 40 kuruş. Vergiler 194 kuruş. 40 kuruş 58 kuruşun yüzde kaçı ediyor? 194 kuruş 58 kuruşun kaç katı? Ya da şöyle düşünün: Birisi petrolü bize bedava verse bile, biz 2.34 liraya kullanabiliyoruz. Bu hesapla petrol fiyatları arttı/azaldının bizim için anlamı ne?

