Kaydet
a- | +A

Psikiyatrist Kemal Sayar''ın bu yılın başında yeni bir kitabı çıktı. Merhamet.. Kalbe dönüş için son çağrı. Geçen hafta bu kitabı okuduktan sonra hakkında yazılanları taradım. Kitabın çıkışı vesilesiyle çeşitli gazete ve dergilere verdiği mülakatlar kitaptan daha ilginç geldi bana. O mülakatlardan kısa notlar aktaracağım size.. * Anne babalar çocuklarına narsizmi adeta şırınga ediyorlar. Onlar için hayat tasarlıyorlar. Kendi yapmak istedikleri şeyi çocuklara projekte ediyorlar. Baba, kendi doymamış ihtiyaçlarını çocuğuna yansıtarak onu aşırı beslemeyle adeta yıldırıyor.

* Projelendirilmiş hayatlarla çocuklara şu mesaj veriliyor: "Hep kazanan olmak zorundasın. Yaşıtlarının her bakımdan üstüne çıkmalısın." * Ego çok fazla şiştiği zaman, hayatın gerçekleri karşısında fazla dayanamayıp patlayabiliyor. Bir çocuk ya da genç, belli pozisyonlar için hazırlanıyor. Bir zaman sonra aslında kendisinin o kadar yetenekli ve her şeyi hak eden biri olmadığını görüyor. Bu ego sönmesi çok ağır depresyonlara, hayat yarışında çok erken yorulmalarına sebep oluyor. Erken kaybetmişliğin ezikliği bazen bir ömür sürüyor. * Çocukları, düşenin üzerinde yükselmek şeklinde mi inceleyeceksiniz; yoksa başkalarına hizmet etmenin kutsal bir ödev olduğu bilinciyle mi yetiştireceksiniz? Yol burada çatallanıyor. Modern zihniyet, ''sosyal Darwinist'' bir anlayışa göre kurulu. Çocuklara sürekli, ''kurban olacağına zalim ol'' düşüncesini zerk ediyor. Bu da çocukların ve gençlerin giderek bencilleşmesini, hodbinleşmesini beraberinde getiriyor. Bu niyetle yetiştirilen çocuklar başkasının acılarına ve ihtiyaçlarına empati yapamıyorlar. Ben ''hormonlu çocuklar'' diyorum onlara. Hormonlu çocuklar, bir başkasının duygularını anlamayı yok sayarken; bir başkasına hizmet etmeyi, kendisi için bir yük addediyor.

* Modern hayat, her evi bir şato şeklinde inşa ediyor. İnsanlar, sadece kendi evinin selametini düşünüyorlar. Kendi çocuğun için yapabileceğin iyiliğin haddi hesabı yok. Ama dışarıdaki çocuğu feda edilir olarak görüyorsun. İşte bu ''ben kültür''ün yükselişidir. * Eğitim sistemini yarışmacı esaslar üzerine kurduğunuz zaman, özellikle gençler, hayatı zalim bir yarış olarak algılıyorlar. Bu da başkalarına dirsek atmalarını, çelme takmalarını mubahlaştırıyor.

* ''Müsamahakâr otorite'' diye bir kavram var... Belli bir müsamaha çevresinde, otoriteyi elden bırakmamak. Anne ve baba, çocuklarla arkadaşlık etmeyi önemli bir meziyet sanıyor bazen. Bu çok yanlış. Anne ve baba, çocuğuna ahlaki standartları sağlayan kişidir. Onların otoritesini, çocuk her zaman hissetmelidir. Türkiye''de anne ve babalar, otoritelerini o kadar kaybetmişler ki çocuklarla denk bir kuvvet olarak çekişiyorlar. Buradan mutluluk çıkmıyor. Nasihat, gençler ve çocuklar için beş para etmez bir şeydir. Onlar yaşanarak görülmesini isterler.

ÖNE ÇIKANLAR