Yıllar önce şöyle bir soru sormuştum:
Türkiye'de belli başlı ülkelerin mahkemesi olsa.. Kendi mevzuatlarıyla işlese.. Davalı ya da davacılara da seçme hakkı verilse... Dilediğiniz mahkemede yargılanabilirsiniz, denilse..
Mesela bu ülkeler de;
Almanya, ABD, İngiltere, Hindistan, İran, Rusya, İsveç, Suudi Arabistan, Mısır olsa..
Türkiye'deki insanlar en çok hangi ülkenin mahkemesinde yargılanmak isterler?
Davalı-davacı tercihleri farklı olur mu?
Davacı olsam şu ülke mahkemesini tercih ederim davalı isem yırtamam.. yine bir açık kapı bulabileceğim falanca ülkeyi tercih ederim gibi.
Türk halkının ne kadarı, "beni bağımsız Türk mahkemelerine emanet edin" der.
Farz-ı muhal ama zurnanın zırt dediği yer.
Ya da hepimizin ikiyüzlülüğünü gün yüzüne çıkaracak bir soru. Yahu öyle ama mahkemelerin bugünlerde bir sıkıntısı var, diyeceklerdir. Ne zaman yoktu. Paralel takıntısının mazisi ne ki..
.....
Yargı da sektör gibi bir şey oldu.
Otomotiv sektörü, inşaat sektörü, tekstil sektörü, yargı sektörü..
Böyle bir algı oluştu.
Veya oluşturuldu.
Sanki iki ayrı grup mahkeme, iki ayrı grup savcı var.
Biri tutukluyor, öbürü bırakıyor.
Biri beraat diyor.. Öbürü mahkûm ediyor.
Bir yazar yayın yoluyla bir öğretim üyesine "köpek" diyor, beraat ediyor. Etmişti.
Bir diğeri bir hâkime "işgüzar" diyor, 11 aya mahkûm oluyor. Olmuştu.
Bir başka hâkim iki günde 19 Balyoz sanığını tahliye ediyor. Etmişti.
Bir başka hâkim (heyet) ertesi gün, itiraz üzerine tahliye edilen 19 dahil 21 kişinin tutuklanmasına karar veriyor. Vermişti.
"O tuttu, bu bıraktı"nın zirvesi Güneydoğuda, pankart taşıyan iki kişiden birinin yani bir ucunu tutanın (mahkemesi farklı) müebbet, öbürünün 8 yıla mahkûm olmasıydı.
Öyle filmlerde gördüğünüz muhakeme safahatı yok. O sordu, o kendini savundu, sanık avukatı polisi sıkıştırdı..
Bu tarz davalarda poliste hazırlanıp pişirilen (oluşturulan) klasörler savcılığa teslim ediliyor. Savcılık onları iddianameye dönüştürüyor. Duruşma başlıyor.
Hiçbiri içinden çıkılacak gibi değil. Hiçbirini baştan sona inceleme, okuma, çelişkilerini bulma, üzerinde düşünme imkânı yok.
Kılıçdaroğlu'nun hedefe koyduğu savcı ne demişti.. Geldim önümde 2600 dosya.. iki ay çalıştım 600'e düşürdüm.. Hercümerç!
90 yıllık bir devletin yargı sisteminden söz ediyoruz. Geçen hafta kurulmadık. Düşmanı denize döküp kurulduk. (Kuruluşun efsane sloganıdır) Keşke habire cumhuriyeti kutsayanlar biraz da adalet işlerini dert etselerdi, diyeceğim ama çok aptal bir temenni olacak. Böyle rejimlerin paradoksudur. Gerçek adalet olsaydı kutsama işine önayak olanlar ortalıkta dolaşamazdı. Devlet olmadan adalet nasıl olacaktı.
....
Ortada teknik olarak hiçbir problem olmasa dahi bu görüntüler, haberler kamuoyunu şüpheye düşürüyor.
Yarın bir gün eski usul kılı kırk yararak verilen bir karara bile insanlar şüpheyle yaklaşır.
...
Yargı, sarsılan bu imajını nasıl düzeltecek. Diğer şekilde soracak olursak: Asli görevine ne zaman dönecek?
Adil yargılama yapılır, davalar en geç altı ayda karara bağlanır, şeklinde reklam verme şansı yok.
Ne yazık ki, yargı artık sektör gibi algılanıyor ama diğer sektörler gibi rekabete açık değil.. Beğenmeyenin gidebileceği başka kapı yok.

