“Bolu dağlarını kar-tipiye rağmen aşıp akşam olmadan da Konya’ya rahat gelebildik.”
Yıl 1977... Konya Mühendislik Akademisinde 2. sınıf öğrenciyim. Henüz 20 yaşındayım. 1980 öncesi sağ-sol çatışması hemen her okulda sık sık yaşanıyor, okul haftada 1-2 gün tatil oluyordu. Biz de boş kalan tatil günlerimizi değerlendirmek, bekâr evimizin mutfak masrafına destek olması için, Mızraklı İlmihal, Namaz Kitabı... gibi meşhur eserleri esnafa tanıtarak satmaya çalışıyor harçlığımızı da çıkarmış oluyorduk. İhlas Vakfı kanalıyla İstanbul’dan bir minibüs kitap getirmek için şoförle beraber üç kişi, yılın son günlerinde kar ve tipili bir kış günü otobüsle İstanbul’a geldik.
Kitapları kolilere doldurduk. Derken ikindi oldu. Yola çıkmak için izin istedik. Ama kitapları aldığımız kitabevi müdürü bize hayatım boyunca hiç unutamadığım bir tavsiyede bulundu: “En geç yatsı vaktine kadar yola devam ediniz. Ama, yatsı olunca mutlaka o şehirde, yatılı bir şekilde mola verin, sakın yola devam etmeyin.”
Birbirimize dua ederek vedalaşıp yola çıktık. Yatsı vakti Sakarya’ya geldik. Ama hiçbirimizde otelde kalacak kadar paramız yok. Şoför arkadaş dedi ki:
“Bizim Sakarya Mühendislik Akademisinde Doçent bir hocamız var. Lojmanda kalıyor. Onun evi müsaittir onu ziyaret edebiliriz.”
Sevinerek, Akademiyi bulduk. Lojmanı sorduk, kapıyı fasılalarla 3 defa çaldık ama açan yok. Işıklar da yanmıyordu. Evde kimsenin olmadığını anlayıp giriş kapısına döndük. Güvenlikte babacan bir bekçi amiri sordu:
“Nereden gelip nereye gidiyorsunuz, arabada ne taşıyorsunuz?”
Biz de kapıları açıp kolileri kitapları gösterdik, derdimizi izah ettik. Allahü teâlâ razı olsun, o bekçibaşı bizi misafirhaneye kabul etti. Yatsıyı da kılıp yatağı aratmayacak kadar yumuşak deri koltuklarda, palto ve pardösülerimizle önümüzü kapatıp uzandık, uyumuşuz. Sabah ezanında uyanıp namazları da eda edip tekrar yola çıkmadan, oradaki bekçi arkadaşların hepsine takım hâlinde çok kitap hediye ettik. Birer sıcak çorba içip tekrar yola revan olduk. Gündüz gözüyle Bolu dağlarını kar-tipiye rağmen salimen aşıp akşam olmadan da Konya’ya çok rahat gelebildik...
Şimdi gelelim hatıramın özüne. Bu hikâyeyi okuma şansı bulabilen her okuyucumuza hitaben diyorum ki: “Yaz-kış fark etmez. Uzun yola gidecekseniz siz siz olun sabah namazını kılıp kahvaltınızı yapıp erken yola çıkın. Her 2-3 saatte bir mola verin."
Mevlüt Yavuz-Adana

