YSK, seçime bağımsız olarak girecek olan BDP'li adaylardan bazılarını veto etti.
...
Hukukla siyasetin iç içe girdiği alanlar vardır.
Bu alanlarda "adalet yerini buldu", veya ne yapalım "nihayetinde yargının kararı" ya da, "kanun diyor ki" denilmez.
Bu bir yönüyle ülkeyi ilgilendiren bir karar.
Bir yönüyle ulusal güvenlik denilince anlaşılan şeyleri ilgilendiren bir karar.
Bir yönüyle bölge halkını ilgilendiren bir karar.
O kadar çok kesimi, kimseyi ilgilendiriyor ki.. "Hukuk diyeceğini dedi"li iş değil.
Eğer ilgili adaylar, böyle bir kararı bekleyerek ve bilerek müracaat ettilerse neticede bu, kovana çomak sokmak gibi bir şey.. Bu hamleden haberdar olup devlet kademeleriyle paylaşan insanlar yok mu?
Şu şu isimlerin adaylığı, şu sebepten veto edilebilir, bu da ülkeye şu sıkıntıları getirir, diyecek bir mekanizma yok mu?
Bu öngörüye dayanarak tedbir alan, işi ya müzakere ile veya hissettirmeden çözen mekanizmalar yok mu?
Biz devlet değil miyiz?
Doğrunun ne olduğu ayrı bir konu.
Hissetsem ki, işin bu noktaya geleceğini görenler vardı.. Onlar bilerek bu gidişata sessiz kaldı.. Yanlış ya da doğru bir karar almışlar, planları tıkır tıkır yürüyor, devletimiz nöbette diye mutlu olacağım.
Devletimiz deyince akla gelenler de sizin bizim gibi YSK kararını açıklandıktan sonra duydularsa.. En başından beri haberdar değillerse;
Çobanları terörist zannettik..
Teröristleri köylü zannettik diyenleri de kınamaya hakkımız yok.
....
Hukukta iki artı iki dört eder.
Siyasette bazen üç eder, bazen beş eder.
Bazen toplarsın toplanmaz, bazen ertelemek icab eder.
Zaten ulusal güvenlik denilen şey, hukukun dört işlemindeki sonuçları siyasetin sonuçlarıyla örtüştürebilme marifetidir.
Bu da asmakla, kesmekle, yasak hemşehrim demekle, olmaz.
Askerin bakış açısıyla hiç olmaz.
İnsan bir defa da başını iki elinin arasına alır düşünür:
30 defa parti kapattık ne oldu.. Kimin yarasına merhem oldu.
Buradaki soru da aynı:
Bu karar kimin yarasına merhem olacak?

