Kaydet
a- | +A

Akşam sabah Suriye'ye bir müdahale bekleniyor. Gerekçesinin -veya bardağı taşıran damla- muhabbetinin hiçbir anlamı yoktur.

Müdahaleyi kimden bekliyoruz?

Amerika ve müttefiklerinden.

Biz aylarca Suriye'deki ölümler için cenaze evinde ağıt yakanlar gibi ağladık durduk.

Yeter artık bu kanı durdurun, dedik.

Kime dedik?

Müdahale yapacak olanlara.

...

Sonra Suriye için ağlamaya ara verip başladık Mısır için ağlamaya..Oradaki zulmü durdurun.

Beklentimiz kimden?

Yine aynı yerlerden.

Zulmü yapanı kim getirdi..Aynı yer.

Zulmü yapanın devirdiğini kim getirdi aynı yer..

Zulmü kim durduracak aynı yer.

...

Eskiden otoyolda karşıdan karşıya geçerken ölen sayısı bir iki üç olunca kasabalı toplanıp yolu keserdi.

Yeter artık bu ölümler durdurulsun, denirdi.

Yerine göre ya emniyet amiri ya da jandarma komutanı gelip kalabalıklara "hadi dağılın" derdi. Onlar "üst geçit istiyoruz" diye bağırırdı. Komutan ya da amir de;

"Tamam size söz veriyorum. Devlet buraya üst geçit yapacak..Şimdi dağılın bakalım" derdi.

Kalabalık dağılırdı.. Üç ay sonra bir daha..Otoyolda karşıdan karşıya geçilmez niye geçtiniz ki, denilemezdi.. Ölüm var acı var.

...

Bu olup biteni alt alta yazıp toplayınca, çarpınca, bölünce ortaya çıkan sayının bir anlamı var:

Aslında yapacak fazla birşeyimiz yoktur.

En fazla devlet buraya bir üst geçit yapsın diye ağlaşan köylüler gibi oluyoruz. (Doğrusu alt geçit talep etmektir. Bütün canlılar geçebilir)..

Bu şartlarda doğru bir dış politika ile yanlış politika arasında ne fark var.

Doğru da yanlış da bizi aynı kapıya çıkarıyor. İkincisinde bedel ödeniyor.

Her halukârda bir müttefikiniz olacak.

İttifak ettiklerinizle her konuyu tartışabilirsiniz.

İtiraz edebilirsiniz. Bu yol daha iyi diyebilirsiniz.

Alternatif çözümler getirebilirsiniz. Ama mutabık kalmadan yaptığınız işlerin bedelini ödersiniz. Mutabık kaldıklarınızın bedelini müştereken ödersiniz.

Benim anladığım bu.

Bir de siz anlatın.

ÖNE ÇIKANLAR