Eylül ayı ortasında patlak veren fon krizi, Borsa İstanbul ve sermaye piyasalarında son yılların en büyük sarsıntısına sebep oldu. Çünkü soruşturmaya uğrayan fonlar hisse senedi fonlarıydı. Fonların likidite ihtiyacını karşılamak amacıyla yaptığı zorunlu satışlar, dalga dalga bütün hisselere ve hatta tüm finansal piyasalara yayıldı. Satışlar tam anlamıyla bir domino etkisi yaptı. Çünkü en ufak yükselişler satış sebebi olarak görüldü ve piyasa çıktığı gibi düştü.
Merkezî Kayıt Kuruluşu (MKK) verilerine göre hisse senedi fiyatlarında yaşanan sert düşüşler sebebiyle Borsa İstanbul'un piyasa değerinde 4,5 trilyon lirayı aşan kayıp yaşandı. Borsa, sadece eylül ayını yüzde 16,65 düşüşle tamamladı. Ekim ayının yarısını geçtiğimiz bu hafta düşüşler devam etti. Endeks 12 bin civarında zor tutunuyor. Bu hızlı düşüşler özellikle küçük yatırımcının sabır taşını çatlattı ve panikleyerek bütün parasını çekip hisse senedinden çıkan yatırımcı sayısı 50 bin kişiyi aştı.
Peki, hisse senedi piyasalarından çıkan para nereye gitti?
Cevabını önceki hafta banka mevduat rakamlarında gördük aslında. Riskli fonlardan ve hisselerden çıkanların önemli kısmı, yüzde 37 ve bazen daha yüksek olan faizlerin 'garantili' şemsiyesi altına girmeyi tercih etti. Yine resmî rakamlar, yatırımcının en büyük sığınaklarından biri olan vadeli hesaplara yolculuğu gösterdi. Bu süreçte TL Mevduat hacminde 222 milyar liralık net bir artış görüldü.
Mevduatın yanı sıra nitelikli ve dev fonlar da tercih sebebi oldu. Büyük servet sahipleri ile kurumsal sermaye, kapalı fonlarla kesin getirili fonlara taşındı ve bu fonlara 106 milyar TL taşındı.
Döviz ve altın ise küçük yatırımcının geleneksel yastıkaltı tercihleri olarak her zaman güvenli liman olarak görüldüğünden, bu alana da geçiş çok oldu. Döviz fonlarından nakde dönen paraların etkisiyle döviz mevduatı miktarı da 5,2 milyar lira arttı. Altın hem yastıkaltı, hem de altın hesabında tercih edilen emtia oldu. Bu dönemde gram altın yatırımcısına kazandıran araçlardan oldu.
Yaşanan bu sarsıntı, güveni zor kazanan finansal piyasalara önemli bir darbe vurdu. Fon krizinin tetiklediği bu büyük likidite göçü, sermayenin, özellikle sıcak paranın ne kadar ürkek olduğunu, bir fırtına hâlinde hemen en bildiği limanlara sığındığını bir kez daha gösterdi...
Borsanın yeniden toparlanması, paranın geri dönmesi epey uzun süreceğe benziyor. SPK'nın yasal düzenlemeleri kararlılıkla uygulaması, sonsuz şeffaf olması, piyasaya güvenin yeniden hâkim olmasını sağlayacaktır.
Eski müşterisini cezalandıranlar!
Zaman zaman bazı markaların kullanıcı ve alıcısını artırmak amacıyla yaptığı kampanyalara rastlıyorum. Örneğin GSM aboneleri. Yeni gelen abonelerine paketleri yüzde 40, hatta 50'ye varan oranda daha düşük fiyattan kullandırıyorlar. Eskiden geldiysen cezalısın! Bir kat daha fazla ödeyeceksin. Bunlara alıştık. Bazı kullanıcıların 'yeni gelen aboneye' sunulan avantajdan yararlanmak için, markanın izin verdiği sürelerde operatör değiştirdiğini görüyorum. Bugün burada, öbür gün diğer operatörde...
Bankalar da öyle. Yeni müşteriye şu kadar para puan, faizde indirim falan gibi uygulamaları var. Hatta emekli promosyonları bile yeni gelene daha fazla olabiliyor. Yani onlar da eskiyi cezalandırıyor...
Geçtiğimiz gün bir haber gördüm, bir kripto hizmet sağlayıcısı da başlamış aynı şeye. "Yeni gelenlere (.....) TL hediye çeki" diyor. Tuhaf değil mi? Aslında hep şikâyet ettiğimiz 'iyi vatandaş, şanslı vatandaş' ayrımı gibi. Yani biri bütün ödemelerini zamanında yapıyor, vergisini geciktirmiyor, görevlerini yerine getiriyor ama diğeri ödemiyor, yasak çiğniyor. Sonra bir gün geliyor, vergisini ödemeyen, yapması gerekenlere aykırı davranan, trafikte kural çiğneyen, sosyal şartlara uymayanlara verilen cezalar affediliyor. Onlara taksitli ödeme, faizlerin affedilmesi gibi avantajlar sağlanıyor. Ödeyenle ödemeyen asla bir olmuyor. Ödeyene ceza, aksatana ödül! Burada bir terslik var ve kimse bu tersliği düzeltmeye teşebbüs etmiyor...

