Dikkat ısınma problemi olan iş yerinde çalışan, tazminatını alıp kapıyı çekip gidebilir! Yargıtay’ın vermiş olduğu emsal nitelikteki karar, çalışma hayatında önemli bir dönüm noktası.
Bu karar sadece bir alacak davası sonucu değildir. Aynı zamanda çalışma hayatında iş yeri şartlarının işçinin soğuk havalarda ısınma ihtiyacını karşılayarak sağlığını muhafaza edecek şekilde sağlanması bir lüks değil, anayasal bir zorunluluk olduğunu tescil etti. Bu bağlamda hiçbir işveren, "şartlar böyle, işine gelirse" diyerek işçisini fiziksel sefalete mahkûm edemeyecek.
ISINMAYAN İŞ YERİ
Olay, bir iş yerinde yönetici vekili olarak göreve başlayan bir çalışanın, yıllar süren emeğinin ardından maruz kaldığı fiziksel ihmallerle başlıyor. İş yerinin devredilmesiyle birlikte artan iş yükü, yetersiz fiziki şartlarla birleşince çalışan için hayat bir azaba dönüşüyor.
Dava dosyasındaki en çarpıcı detay ise şu: İş yerinde merkezî bir ısıtma sistemi yok! Çalışanlar, dondurucu kış günlerinde kendi imkânlarıyla ısınmaya çalışıyor, kat kat giyinerek mesai dolduruyor.
Netice ne mi oldu? Sürekli hastalanan, hastanelik olan ve vücut direnci çöken bir işçi. Üstelik bu işçi "Sağlığım elvermiyor, ayrılmak istiyorum" dediğinde yönetimin sessizliğiyle karşılaşıyor.
Nihayetinde "istifa" etmek zorunda kalan işçiye, yerel mahkeme başlangıçta "Kendi isteğinle çıktın, tazminat alamazsın" diyor. Ancak temyiz aşamasında Yargıtay yerel mahkemenin kararını bozdu. İşçiyi haklı buldu.
TEKNOLOJİNİN BEDELİ İŞÇİNİN SAĞLIĞI OLAMAZ
Yargıtay’ın bozma kararındaki gerekçeler, hukuk fakültelerinde ders olarak okutulacak nitelikte. Yüksek mahkeme, sanayileşmenin getirdiği ekonomik büyümenin, işçinin beden bütünlüğü pahasına elde edilemeyeceğini açıkça vurguluyor. Kararda geçen şu cümle, iş hukukunun ruhunu özetliyor: "Toplumun tüm bireylerinin yararlandığı sanayileşmenin bedelini çalışanlara ödetmeme kaygısı, çağdaş toplumların başlıca amacıdır." Bu ifadeyle Yargıtay; bir iş yerinin sadece "üretim yapılan bir yer" değil, aynı zamanda "insanca yaşanılan bir ortam" olması gerektiğini hatırlatıyor.
Eğer bir patron, çalışanının ısınmasını sağlayamıyorsa, orada hukuk devleti devreye girer ve "Burada çalışma şartları uygulanmıyor" der.
KANUNLAR “ÇALIŞMA” DEĞİL, “YAŞAMA” HAKKINI KORUYOR!
Yargıtay bu kararı verirken sadece vicdanına değil, devasa bir yasal külliyata yaslanıyor. Kararın temelinde yatan yasal sacayağı şunlar:
- Anayasa: Çalışma herkesin hakkı olsa da, devlet çalışanın hayat seviyesini yükseltmekle görevlidir.
- İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu: İşveren, riskleri önlemek ve çalışma ortamını iyileştirmek için her türlü teknolojik ve organizasyonel tedbiri almak zorundadır.
- ILO 155 Sayılı Sözleşme: Uluslararası düzeyde koruma altına alınan bu hak, çalışma ortamındaki tehlikelerin (soğuk da bir tehlikedir!) asgariye indirilmesini emreder.
- İş Kanunu: Çalışma şartlarının işveren tarafından uygulanmaması, işçiye derhâl "haklı fesih" yetkisi verir.
İSTİFA DEĞİL, KAÇINILMAZ BİR FİRAR!
Mahkeme, tanıkların "İş yeri çok soğuktu, hepimiz üşüyorduk" beyanlarını altından kıymetli birer delil olarak kabul etti. Yerel mahkemenin "İstifa etti" diyerek reddettiği kıdem tazminatı talebi, Yargıtay tarafından "Bu bir istifa değil, kötü şartlardan haklı bir kaçıştır" şeklinde yorumlandı.
Yani, eğer patronunuz sizi ısıtmıyor, sağlığınızı tehlikeye atıyor ve fiziksel olarak yetersiz bir ortamda çalışmaya zorluyorsa; verdiğiniz dilekçe bir "pes etme" değil, bir "hak arama" belgesidir.
PATRONLAR İÇİN ALARM, İŞÇİLER İÇİN UMUT
Bu karar, ülkemizdeki binlerce "merdiven altı" veya fiziksel şartları yetersiz işletme için ciddi bir ikaz niteliğindedir.
İşverenler artık bilmelidir ki; klima masrafından, yalıtım maliyetinden veya ısınma faturasından kaçınmak, günün sonunda ödenecek devasa tazminatlardan çok daha ucuzdur. İşçiler içinse bu karar "Benim hakkım sadece maaşım değil, aynı zamanda sağlıklı bir çalışma ortamıdır" bilincini aşılamaktadır.

