Terör örgütü PKK, kod isminin önüne veya arkasına, istediği kadar YPG, PYD, SDG gibi uzantılar alırsa alsın, karakteri aynı. Kaypaklık ve kalleşlikte sınır tanımıyor. Hep yaptığı gibi masum sivilleri kalkan olarak kullanıyor.
Suriye’nin en büyük ikinci şehri olan Halep, son birkaç günden beri, 12 yıldır burada yuvalanmış bulunan terör örgütünün vahşi eylemleriyle boğuşuyor… Şunu bir kere daha en başta hatırlatmak gerekiyor: Terör örgütü için ateşkes, mutabakat vb. kavramlar, ancak birer istismar kapısı olarak değerlendirilir. Zira zaman kazanmak, bu arada yeni sinsi fırsatlar yakalamak için her türlü hile ve kalleşliği yapmaktan geri durmaz.
Bugün PKK/YPG/SDG’nin Halep’in Şeyh Maksut, Eşrefiye ve Beni Zeyd Mahallelerinde yaptığı alçaklık, 2015 yılındaki “hendek-çukur” kalleşliğiyle aynı. Hatırlayınız, 2015 Ağustos ayında; Diyarbakır, Şırnak, Mardin, Batman ve Muş’un bazı ilçelerinde başlatılan ve doğrudan sivil vatandaşların kalkan olarak kullanıldığı terör eylemlerinde ne yapıldıysa, Halep’te de aynısı tekrarlanıyor… Güvenlik kuvvetlerimiz, sivil halkın hayatının riske girmemesi için kendi can güvenliğini tehlikeye atmıştı. Hendek-çukur eylemlerini tamamen bitirmek dokuz ay sürdü ve maalesef 793 şehit verdik. Aynı terör örgütünün Suriye’deki versiyonu, Halep’in bahse konu üç mahallesindeki on binlerce sivilin doğrudan ateş altında kalmasını kullanarak, sözde direnmeye çalışıyor.
PKK/SDG aslında yolun sonuna geldiğini çok iyi biliyor. Ama İsrail’in telkin ve teşviklerine aldanarak kendi sonunu kendi elleriyle hazırlıyor. Şam Hükûmeti üç günden beri, terör örgütünün çatışmasız şekilde Halep’ten çıkıp gitmesi için her türlü fırsat ve kolaylığı ortaya koyuyor. Gelgelelim terör örgütü malum karakteriyle işi uzatmaya çalışıyor. Ama nafile… Halep’te on iki seneden beri devam eden terör tasallutu bitecek. Sadece Halep değil, Deyr-i Zor, Kamışlı, Rakka, Haseke ve diğer beldeler de aynı şekilde temizlenecek. Bu temizlik olmadan Suriye’de huzur ve sükûnetin temini mümkün değil. Suriye’nin hem asayiş ve güvenliği hem de birlik ve bütünlüğü esastır. Bu mesele aynı zamanda Türkiye’nin meselesidir. Bu bapta resmî makamlar ve devlet yetkililerimiz tarafından kerrat ile yapılan resmî açıklamalar ortada. Yani her şey kayıtlara geçirilmiş durumda... Bu satırların kaleme alındığı sırada, Şeyh Maksut Mahallesi'nde, sivillerin tahliyesi için ara verilmiş bulunan operasyon tekrar başladı… Tam bu sırada, ABD’nin Suriye Özel temsilcisi ve Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın Şam’da olduğu bilgisi TV kanallarından verildi. Barrack bir gün önce, ateşkesi sağlamak için çok yoğun çalıştıklarını beyan etmişti. Suriye ordusu başından beri, sivillerin zarar görmemesi için her türlü titizliği gösteriyor. Fakat beri tarafta PKK/SDG, sivil halkı çatışmanın içine çekip, daha sonra da siviller katlediliyor diye kara propaganda yapmaya çalışıyor. Operasyonunun uzaması bu sebepten. Halep’in bu mahallelerinde diğer şehirlerde de bolca gördüğümüz tünellere rağmen, teröristler sığındıkları deliklerden çıkarılıp etkisiz hâle getiriliyor...
Hâsılı ne olursa olsun, Halep başta olmak üzere, Suriye’nin tamamında bu temizlik gerçekleştirilecektir. "Kurtarılmış bölge" hikâyesi ve tünel ağları ve diğer her türlü tuzak yahut sözde savunma biçimi beklenen neticeyi vermeyecektir. Terör örgütü bugüne kadar, ABD’nin himayesinde Suriye topraklarının üçte birini kontrolü altında tutmanın şımarıklığı ile bunu devam ettirip, özerklik gibi bir hayale tahvil etmeye çalışıyor. ABD’nin Suriye politikasında önemli değişim söz konusu. Barack Obama ve Joe Biden yönetimlerinin gafleti ve ikircikli tutumları sebebiyle, Suriye’de durum bu derece kötüleşmiştir. Şayet Obama basiretli bir tutum ortaya koyabilseydi, daha 2013 yılında, Doğu Guta’ya varil bombaları yağdırıldığında, gerekli müdahale yapılır ve yüz binlerce insanın hayatı kurtarılmış olabilirdi. Ancak ABD’nin o günkü yönetiminin gafleti önce İran’a daha sonra da Rusya’ya, Suriye’nin kapılarını ardına kadar açtı!.. Her iki ülke de Suriye’de sivil halka karşı çok acımasız davrandı. Ve bu da beş yüz binden fazla insanın hayatını kaybetmesine, milyonlarcasının da yerinden yurdundan olmasına sebep oldu…
İran kendi ülkesi içindeki bütün sıkıntı ve karışıklıklara rağmen, hâlâ daha Suriye’de fitne kazanını kaynatmaya çalışıyor. Yeri geldiğinde, İsrail ile de dirsek temasına geçerek bu fitne kazanını körüklüyor. Özellikle Türkiye’nin Suriye’deki varlığından rahatsızlığını gizlemiyor… Rusya da Ukrayna savaşı sebebiyle hayli zorda olmasına rağmen, Akdeniz’le buluşmuş olmanın fırsatını elinden kaçırmak istemiyor. Aynı şekilde Kremlin’in de bizim Suriye’de belirleyici rol oynamamızdan hoşlanmadığı ortada. İsrail’in Suriye’ye agresif tasallutu, Beşar Esad’ın devrilmesinden sonra arttı. Ondan önce İsrail daha ziyade İran’a karşı hamlelerde bulunuyordu. Zira İsrail’in Beşar Esad ile örtülü bir mutabakatı söz konusuydu. Golan Tepeleri'nin işgal ve ilhakı karşısında ne Baba Esad ne de oğlu kılını kıpırdatmadığı için, İsrail ile âdeta problemsiz geçinip gidiyorlardı…
Fakat Suriye’de paradigma temelinden değişti. Artık İsrail ile iş birliği içinde bir Şam Yönetimi yok… Buna karşılık İsrail, PKK/SDG’yi kullanarak Suriye’ye yerleşmeye çalışıyor. Hâlihazırda ABD’nin sınırsız desteğiyle peş peşe atraksiyonlar yapan İsrail, bu avantajın ilanihaye devam etmeyeceğini de biliyor. İsrail her halükârda kendisini sınırlayacak bir güç olarak gördüğü Türkiye’yi, bu ülkede dengelemek için, PKK/YPG/SDG başta olmak üzere bütün şeytani ittifaklara giriyor. Lakin bu yolda fazla ileri gidemeyeceğinin de farkında ve bugün için zamana oynuyor. Türkiye ile karşı karşıya gelmeyi olabildiğince ötelemeye çalışıyor. Bakalım, evdeki hesap çarşıya ne kadar uyacak!..

