Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
İran, Irak ve Suriye’ye benzemez!..
0:00 0:00
1x
a- | +A

İran’da üçüncü haftasına giren sokak gösterilerinin tırmandığı nokta pek tehlikeli… En az bunun kadar tehlikeli olan bir başka şey de, İsrail ve ABD’nin hariçten müdahale teşebbüsleri. Bilhassa Trump’ın söylemleri…

Son üç haftadır İran sokak ve meydanları oldukça gerilimli ve hareketli… Bu hâl aslında son 45 yıldan beri İran ülkesi için pek de yabancı bir durum değil. 1979 yılı başlarında en büyük, en kanlı ve en uzun süren gösteriler neticesinde Şahlık rejimi yıkılmış ve yerine Şii Mollaların hâkim olduğu “İran İslâm Cumhuriyeti” kurulmuştu… Humeyni Devrimi gerçekten çok kanlı olmuştu. Devrim öncesinin uzun bir hikâyesi var aslında. Daha doğrusu son 125 yılda karşımızda çok farklı ve her zaman büyük stratejik öneme sahip İran var. Buna paralel olarak, belli periyotlarla küresel güçlerin baskısına, taarruzuna ve cezalandırılmasına maruz kalan bir İran var. 125 sene zaman zarfı gelişigüzel bir ifade değil. Çünkü 1901 yılında, Londra Sosyetesinden milyarder Kont William D’Arcy’nin Kaçar Hanedanlığı son temsilcisi olan Şah Muzaferuddin’den bir petrol imtiyazı almasından beri, İran’ın bölgesinde ve genel olarak uluslararası arenada her yönüyle ehemmiyeti artmıştır… O dönemde Büyük Britanya İmparatorluğu hüviyeti ve kuvvetiyle, İran’a dönük bütün tavır ve eylemlerde birinci derecede rol almıştır… Evet, 1901 yılından beri zengin petrol rezervleriyle İran, büyük-küçük bütün devletlerin dikkatini hep çekmiştir. O tarihten sonra tabiatıyla İran içeride pek fazla sakin ve huzurlu bir dönem yaşamamıştır. Çünkü İran hep dışarıdan tazyiklerle karşı karşıya kalmıştır… 1921’de eski bir alay komutanı olan ve daha sonra Rıza Şah Pehlevi sıfatıyla tahta geçen bir asker, iç darbe yaparak ülkenin iplerini ele geçirdi. Kendince büyük reformlar yaparak ülkeyi dönüştürmeye çalışan Rıza Şah Pehlevî'yi, 1941’de büyük güçler devirip yerine oğlu Şah Rıza Pehlevî’yi geçirdiler. Şah Rıza Pehlevî her ne kadar büyük devletlerle uyumlu şekilde bir politika gütmeye çalışsa da her zaman o güçleri memnun edemedi. Mesela İkinci Dünya Savaşı sırasında, Almanlara karşı Rusya’ya destek gönderilmesi konusunda gerekli kolaylığı göstermeyince doğrudan cezalandırıldı… 1946 yılında İran’ın bütünlüğüne yönelik bir adım atıldı ve Mahabad Kürt Cumhuriyeti kuruldu. Lakin kısa zamanda şartlar değişti ve altı ay sonra adı geçen Kürt Cumhuriyeti yıkıldı. O cumhuriyetin Savunma Bakanı olan Molla Mustafa Barzani (Mesut Barzani’nin babası) aşiretiyle birlikte İran’dan kaçmak zorunda kaldı ve daha sonra Sovyetler Birliğine sığınarak on yedi sene boyunca albay rütbesiyle orada kaldı...

Şah Rıza Pehlevi’ye dönersek, ülkesi içinde gerekli sosyal ve ekonomik reformları yapmada halkını yeterince memnun edemeyince, Muhammed Musaddık’ı Başbakan tayin etti. Musaddık, Batı’nın ve tabii Şah’ın rızası hilafına, İran petrolünü devletleştirince ortalık karıştı. ABD ve İngiltere (O dönemde Anglo Amerikan Şirketi İran’da büyük faaliyet içindeydi…) birlikte darbe hareketine girişti. İlk başta işler tersine gitti ve Şah Rıza yurt dışına, İtalya’ya kaçmak zorunda kaldı. Ne var ki, Emperyalist güçler kararlı idi. Bir hafta on gün boyunca İran sokaklarında dağıtılan yüklü miktarda dolar banknotları beklenen etkiyi gösterdi ve darbe nihayet sonuca ulaştı. Bu darbede ABD ve İngilizlerle iş tutan General Zahidi, daha sonra Şah’ın kızını oğluna alarak dünürü oldu… Ne garip tecellidir ki, General Zahidi’nin oğlu Ardeşir Zahidi, Humeyni Devrimi sırasında İran’ın Washington büyükelçisi idi… Ama ne Şah ve yakınlarının ne de ABD’nin, gelen devrimi durdurma imkânı olmamıştı…

Evet, yukarıda Humeyni Devrimi çok kanlı oldu dedik. En az üç yüz bin kişi kurşuna dizildi. Bunların içinde altmış tanesi general idi. Eski Başbakan Abbas Amir Hüveyda da idam sehpasına gönderilenler arasında idi. Humeyni ve ekibi ile iş birliği yapan ve devrimde cumhurbaşkanı yapılan Beni Sadr, şayet yurt dışına kaçamasaydı, o da darağacına çıkarılacaktı… “Devrim kendi çocuklarını yemeye başladı…” sözü o dönemde çok sık tekrarlanıyordu. Humeyni ve siyasi kadrosu Amerika’ya karşı çok sert bir tutum içine girdi. Dünyada ilk defa görülen bir olaya imza attı. İran güvenlik güçleri, ABD’nin Tahran Büyükelçiliğini basarak, 49 diplomatik görevliyi rehin aldı ve tam 400 gün boyunca elinde tuttu. ABD’nin rehineleri kurtarmak için giriştiği askerî operasyon fiyasko ile sonuçlandı ve belki de bu olay Jimmy Carter’ın seçimi kaybetmesine sebep oldu… O gün bugündür ABD ile İran arasında diplomatik münasebetler kesik. Ve ABD’nin başını çektiği, Batı’nın da katıldığı ekonomik ambargolar, İran’ın belini bükmüş durumda. Son kırk beş yılda İran’da tekrarlanan protestoların temelinde hep ekonomik sıkıntılar var. Ancak İran rejimi, halkın taleplerini karşılamaktan ziyade kendisini korumak için daha çok gayret sarf ediyor. İran ile İsrail arasında da hâlâ daha mahiyeti tam olarak açığa kavuşmamış gerilimli bir süreç yaşanıyor. Görünürde İsrail İran’ın nükleer silah sahibi olmaması için çalışıyor. Ancak bazen de izahı kolay olmayan dolaylı ve gölgeli ilişkiler de ortaya çıkabiliyor. Fakat şurası kesin; İsrail istihbarat servisleri İran’da çok etkili ve bugüne kadar sayısız sabotaj ve suikast eylemi gerçekleştirdi. Bilhassa nükleer konularda uzman olan bilim adamlarını hedef aldı. Geçtiğimiz haziran ayında ABD ile birlikte yaptığı saldırılarda çok etkili bir istihbarat çalışmasıyla, bir gecede bütün İran üst seviye komutanlarını evlerinde uyurken katletti. Bu durum kadim bir devlet geleneğine sahip olan İran’ı fena hâlde sarstı… İran’ın stratejik konumu ve muhtemel gelişmeler bir başka yazıya...

İsmail Kapan'ın önceki yazıları...

ÖNE ÇIKANLAR