ABD İran’a saldıracak mı, saldırmayacak mı? Tek başına mı saldıracak yoksa İsrail’le birlikte mi? Saldırının sebebi nükleer program mı yoksa protesto olayları mı? ABD’nin "saldırı hakkı” var mı?..
Bilhassa son bir aydan beri, İsrail’in İran’a yönelik yeni bir saldırısının olup olmayacağı tartışılıyordu… Derken bu dedikodu, resmî beyan ve tehditle aktüel hâle geliverdi! Netanyahu ile Florida’da görüşürken, gazeteciler Trump’a ABD’nin İran’a saldırıp saldırmayacağını sormuştu. Trump da "bu, İran’ın hareketlerine bağlı" demişti. "Eğer yanlış yaparsa, bir öncekinden daha fena şekilde vururuz!" diye konuşmuştu. Çok geçmeden Trump durumdan vazife çıkardı âdeta. İran’daki gösterilerde "şayet devlet göstericileri öldürürse, silahlarımız ateş etmeye hazır" dedi!.. Malum ABD ve İsrail’in İran’a saldırması için bahaneler çok kolay bulunabiliyor… Amerika ve İsrail, birlikte en son 13 Haziran 2025’te İran’a saldırmıştı… Saldırı açıkça İsrail’in isteği ve ısrarı üzerine yapılmıştı. 12 gün süren saldırıda, esas fail tabii ki Amerika idi. ABD’nin lojistik desteği ve vurucu gücü olmadan, İsrail’in tek başına bu çapta bir saldırı yapması zaten mümkün değildi. İsrail geçmişte de gerçekleştirdiği İran saldırılarında her zaman, ABD’den istihbarat, lojistik ve diğer bütün destekleri kolaylıkla arkasına almıştır. Mesela Nisan 2024’te de İsrail, İran’ın Suriye’deki konsolosluk binasına ağır bir saldırı gerçekleştirerek, İranlı üst seviye diplomat ve askerlerini hedef almıştı. Benzer saldırıları altı ay aradan sonra Ekim 2024 tarihinde de tekrarlamıştı… İsrail ile İran arasında 1980’li yıllardan beri yani Humeyni Devriminden bu yana, soğuk savaş ve sıcak çatışmalar belli aralıklarla sürüyor. Kimi zaman da örtülü iş birliği içinde oldukları görüntüsü veren İsrail, İran’a karşı özellikle nükleer silah elde etme çalışmalarından dolayı saldırılarını devam ettiriyor. Bu alanda zaman zaman İran topraklarına etkili hava saldırıları düzenlediği gibi, ülke içinde de çeşitli suikast ve sabotaj eylemleriyle hem nükleer ve diğer askerî tesislerini tahrip ediyor hem de bu sahada çalışan bilim adamlarını katlediyor. İsrail’in yıllar içinde İran istihbarat servislerine geniş çapta sızmış olması, bu türden saldırılarda elini güçlendiriyor. Nitekim geçen haziran ayındaki saldırılardan evvel, bir gecede İran’ın üst seviye bütün askerî komutanlarını evlerinde uyurken öldürmüştü… Bugüne kadar benzerlerinin pek görülmediği bu istihbarat destekli saldırı, İran’ı fena hâlde gafil avlamıştı… İran gibi köklü devlet geleneğine sahip bir ülkenin bu şekilde bir zaaf içine düşmesinin sonuçları tabiatıyla çok ağır oldu…
1979 yılından beri devam eden, son zamanlarda hayli genişletilmiş olan ekonomik ambargolar sebebiyle çok büyük sıkıntılar çeken İran, siyasi bakımdan da ülke içinde büyük zorluklarla karşı karşıya… Ekonomik bunalımın siyasi açmazları beslediği ve toplumsal olayların giderek ve keskin şekilde arttığı şu dönemde, İran yine bir ABD-İsrail ortak yapımı saldırı tehdidiyle yüz yüze. Hayli zamandır ekonomik sıkıntılara karşı içten içe devam eden gösteriler son günlerde iyice alevlendi. 2022 yılında, polis işkencesiyle öldürüldüğü iddia edilen Mahsa Amini isimli kadın aktivist için yapılan geniş çaplı protestolardan sonra, İran’da ilk defa bu ölçekte sokak gösterileri cereyan ediyor… Her büyük hadisede olduğu gibi, Tahran’daki Kapalı Çarşı ve kuyumcu esnafının iştirak ettiği olaylar kolaylıkla büyüyor. İran para birimi riyalin dolar karşısında çok büyük değer kaybetmesi üzerine, esnaf kepenk kapatarak protestolara girişti. İran’ın hemen hemen bütün büyük şehirlerinde alevlenen hadiselerde ölüm vakaları da baş gösterdi. Bilhassa Loristan eyaletinde ölü ve yaralı sayısının yüksek olduğu yolunda haberler geliyor. İran para birimi riyalin çok büyük değer kaybına uğradığı bu gergin ortamda Merkez Bankası Başkanı istifa etti. İran Cumhurbaşkanı Mesut Pezeşkiyan, bir taraftan hükûmete ekonomik sıkıntıların giderilmesi için talimat verirken diğer yandan da tepki gösteren vatandaşlarla diyalog kurulmasını istedi. Pezeşkiyan ekonomik sıkıntıların dış güçlere mal edilmesinin doğru olmayacağını da ifade etti ki, bu tarzda bir çıkış belki de ilk defa vuku buluyor. İran rejiminin bu türden beyanlara karşı pek de hoşnut olmayacağı meydanda… Zira şimdiye kadar rejim ülke içindeki sıkıntıları dış güçlerin tezgâhı diye nitelendirerek, içeride safları sıklaştırmaya çalıştı.
Ancak gelinen noktada İran rejimi gerçekten çok sıkışmış durumda… Daha ziyade ekonomik sıkıntılar sebebiyle, halkın düzene karşı yükselen tepkisi kontrolden çıkar mı diye ciddi tedirginlik söz konusu… Tam bu sırada Trump’ın tehdidi geliverdi. ABD Başkanı şunlar söyledi:
“İran her zamanki gibi barışçı protestocuları vurup şiddetle öldürürse, ABD onların yardımına koşacaktır. Silahlarımız ateş etmeye hazır…”
Trump'ın bu tehdidine İran Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Ali Larijani, şöyle bir karşılık verdi:
“İsrail ve Trump’ın tutumlarıyla mesele daha da netleşti. Protestocular arasına sızan yıkıcı unsurların kimler olduğu artık biliniyor ve Trump, ABD’nin bu iç meseleye müdahalesinin tüm bölgeyi istikrarsızlaştıracağını ve Amerikan çıkarlarına da zarar vereceğini anlamalıdır. Amerikan halkı, bu maceracılığın Trump tarafından başlatıldığını bilmelidir. Kendi askerlerine dikkat etsinler…”
İsrail’in Gazze’de 72 bin kişiyi barbarca öldürmesine ses çıkarmayan Bay Trump, İranlı protestocuları korumak ve kollamak için, fena hâlde sabırsızlanıyor!.. Sahi Amerika’nın demokrasi ve özgürlük getiriyoruz diye Iraklıları nasıl koruduğu da meydanda değil mi? Ve nihayet soru şudur: ABD’nin ve İsrail’in bağımsız bir ülkeye istediği vakit saldırıda bulunma hak ve salahiyeti nereden geliyor?

