Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Trump nerede duracak?
0:00 0:00
1x
a- | +A

ABD’nin Venezuela Devlet Başkanı Maduro’yu bir gece yarısı yatağından alıp derdest etmesi, dünya siyasi ve askerî dengelerini temelinden sarstı. Şimdi asıl soru şudur: Trump yahut ABD nerede duracak?..

Washington tam bir zafer sarhoşluğu içinde… Donald Trump “Ben kralım” diye şişiniyor. Onun savunma bakanı Hegseth, şöyle böbürleniyor: “Bu kadar büyük operasyon yaptık. Ama tek bir askerimizi kaybetmedik. Demek ki, Rusya’nın verdiği savunma sistemleri çalışmamış…” Doğru, çalışmamış. Çünkü sistemin çalışması için kimse emir vermemiş! Lakin ABD Savunma Bakanı burasını es geçiyor. Belki de kendileri için en kolay hedef olan Maduro operasyonunu, böylesine hasarsız tamamlamış olmanın keyfini yaşıyor. Doğrusu şimdiye kadarki en ucuza mal olmuş zafer diye değerlendirilebilir. Zira geçmişte ABD’nin yüzüne gözüne bulaştırdığı pek çok askerî operasyonu da malum! Ama hüküm neticeye göredir tabii. Amerika hem başkalarına da yeterince gözdağı vermiş olarak, Venezuela meselesini bir yere kadar halletmiş durumda. Bir yere kadar diyoruz, çünkü bahse konu ülkede, her şey bitmiş değil. İlk şaşkınlık ve suskunluğun ardından neler gelir, bekleyip göreceğiz. Şurasını bugünden tahmin etmek zor değil. Karayipler ve Latin Amerika’nın tamamında büyük huzursuzluklar ve belki kanlı olaylar baş gösterecek. ABD’ye karşı direnişin işaret fişeğini Küba Devlet Başkanı Miguel Diaz-Canel attı bile: “Burası sizin arka bahçeniz değil…” Küba 1960 yılından beri, Amerika Birleşik Devletlerine direniyor. Domuzlar Körfezi çıkarmasının fiyasko ile sonuçlanması, dönemin Başkanı John Kennedy’nin de ipini çekmişti. Trump, Küba’nın düşmek üzere olduğunu söylüyor. Sebebini de kendince açıklıyor. Bundan böyle Venezuela’dan buraya petrol tankerleri gitmeyecek… Hâlbuki, Küba 65 seneden beri zaten her türlü izole durumda. Latin Amerika’da ABD askerî gücüne kafa tutabilecek büyüklükte ordu yok. Fakat bu demek değildir ki, bütün ülkelerin ordusu, tek kurşun atmadan sonucu kabullenmeyi içine sindirecek… Şunu demek istiyoruz. Hâlihazırda, ABD şok bir baskınla istediği ilk neticeyi almış bulunuyor. Ama bunun devamı hep böyle olmayacak. Washington’ın başının bir hayli ağrıyacağı muhakkak. Trump ve savunma bakanı ile diğer bazı danışmanlarının her biri skandal mahiyette açıklamaları, dünyanın önemli merkezlerinde not ediliyor şüphesiz.

ABD 2001’de NATO’yu da yanına alarak Afganistan’ı işgale giriştiğinde, “terörle mücadele” gibi geçerli bir sebebe dayanıyordu. 11 Eylül terör saldırılarından dolayı dünya kamuoyunda, saldırıya uğramış ülke görüntüsü ile haklı konumda görülüyordu. Velakin 2003’te yalan ve düzmece belgelerle, Irak’ın kitle imha silahları ürettiğini iddia ettiğinde, Afganistan işgalinde olduğu gibi bir tavırla karşılaşmamıştı. ABD 1991’de Birinci Körfez Savaşını Kuveyt’i işgalden kurtarma bahanesiyle ve yine Birleşmiş Milletlerin vizesiyle başlatmıştı. O dönemde Rusya kendi iç meselelerine fena hâlde gömülü olduğu, Çin ise bugünkü gücünden çok uzakta bulunduğu için, dönemin ABD Başkanı Baba Bush’un, koalisyon teşkil etme işi kolay olmuştu. Bugün dünya bambaşka bir noktada. Evet, Amerika yine küresel en büyük güç. Askerî, ekonomik ve siyasi açılardan çok büyük farkla en önde bulunuyor. Ancak şunu hemen hatırlatalım ki, ne Rusya 1990’ların Rusya’sı ne de Çin… Yeni dünya düzeninin şekillenmesinde rol üstlenecek başka aktörler de var şüphesiz… Bugün için Trump ve ekibinin hâl ve hareketleri, freni boşalmış kamyonun yokuş aşağı inmesine benziyor. Dur durak yok gibi görünüyor… Lakin bu böyle gitmez. Trump’ın ve ekibinin, uluslararası düzene karşı her biri farklı bir çılgınlık manasına gelen laflarının elbette bir karşılığı olacaktır. Amiyane tabiriyle, ABD’ye dünyanın kaymağını tek başına yedirmeyecekler. Evet Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da dün partisinin grup toplantısında belirttiği üzere, dünya yeni bir paylaşım kavgasının içinde. Ve mücadele çok sert geçecek.

Amerikan kaynaklarına göre, Trump, Arktik Bölgedeki küresel rekabet için Danimarka’ya bağlı Grönland Adası'nı elde etmek için her yolu deneyecek… Yani çoktan beri seslendirdiği üzere, Adayı satın almak veya silah zoruyla almak da dâhil, bütün seçenekler masada. Acaba Avrupa buna karşı ne diyecek? Bir şey diyebilecek durumda mı ki?.. Bize göre ABD zamana karşı bir yarış içinde. Trump’ın peş peşe en az yarım düzine ülkeyi hedef alması; Rusya’nın Ukrayna savaşına kilitlendiği, Çin’in ise genel hesaplaşma gününe hazırlık yaptığı bir zaman diliminde birçok şeyi halletmeye matuf. Ne var ki, ABD’nin gücü büyük ise de hepten sınırsız değil. Şimdiye kadar çoğu kere, yapmaya kalkıştığı işin boyutlarını çok çok aşan büyüklükte askerî yığınaklar yaptı ve bunu kısmen kullandı. Venezuela da buna dâhil. Trump "en çok silah bizde" diyor. Doğrudur. "En korkunç silahlar bizde" diyor. Bu kısmen doğru. Zira nükleer füzeler konusunda Rusya ve Çin’in de ABD’yi dengeleyecek silahları mevcut. ABD hâlihazırda dünya silah pazarının en büyük markası. Bu da doğru. Ama bütün bunlara rağmen, ABD’nin 1990’lar ve 2000’li yılların başında sahip olduğu hegemonik gücün rakipsizliği artık değişti. Amerika’nın giderek kibre batan bir kişilik sergileyen başkanı ve ekibi, sınırları zorlamayı sürdürecek gibi. Bu zorlamada üslup giderek kabalaşabilir. Trump’ın bazı yabancı devlet adamlarıyla dalga geçmesi gibi, diplomasi ve devlet adamlığı ile bağdaşmayan davranışlar da artık fazla şaşırtmayacaktır. Hâsılı, gerçek manada yeni bir düzen şekillenene kadar, dünyamız “Orman Kanunları” ile boğuşacak gibi. Sakil bir durum!

İsmail Kapan'ın önceki yazıları...

ÖNE ÇIKANLAR