Kaydet
|

Bazen bir çınarın dalı çatırdayıp kırılır. Rüzgâr sert estiği için mi, dal kuruduğu için mi, yoksa gövde içten içe çatladığı için mi? Mesele dalın düşmesi değil, neden kırıldığı.

Siyaset tam olarak böyle bir şey işte.

Bizler gündemin hızıyla son manşetleri, son istifaları, son polemikleri konuşurken; o olayı adım adım hazırlayan derin süreçleri çoğu zaman gözden kaçırıyoruz.

Cemil Tugay’ın CHP’den ayrılarak AK Parti’ye katılması ve ardından Kemal Kılıçdaroğlu ile Özgür Özel arasında alevlenen karşılıklı açıklamalar tam da bu pencereden bakmamızı gerektiriyor.

Mesele, şahsi bir siyasi tercihin ya da tek bir belediye başkanının kulvar değiştirmesinin çok ötesinde. Karşımızda duran tablo; bir partinin kurumsal hafızası, kadro yönetimi ve kendi içindeki krizleri çözme kapasitesiyle ilgili.

Gelin, sürece biraz yakından bakalım...

CHP’nin adayı olarak İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı koltuğuna oturan Cemil Tugay, partisinden ayrılıp bir süre bağımsız kaldıktan sonra AK Parti’ye katıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendisine güven verdiğini söyleyerek, “Ateşten gömlek giydim ama doğru yaptığıma inanıyorum” ifadesini kullandı.

Tugay’ın bu adımı atarken hangi kişisel gerekçelere dayandığı elbette tartışılır. Fakat İzmirli için asıl soru şudur: Bu değişim kente ne kazandıracak?

Yıllardır çözüm bekleyen ulaşım, altyapı, kentsel dönüşüm ve deprem hazırlığı gibi devasa sorunları var ortada.

İzmirlinin süslü siyasi söylemlere değil, somut icraata ihtiyacı var. Eğer merkezî yönetimle kurulacak uyum şehrin önünü açacaksa, bunun ölçüsü de sandıkta değil, sokakta görülecek hizmet olacaktır.

Siyasette parti değiştirmek hukuken mümkün olabilir; ancak seçmenin hangi kimliğe ve vaatlere oy verdiği sorusu orta yerde duruyor. Bu yüzden kararın etik ve siyasi yükü, en az İzmir’e yapılacak yatırımlar kadar ağır.

Fakat asıl fırtına, Tugay’ın ayrılışından sonra koptu.

Tartışma İzmir’in sınırlarını aşarak âdeta muhalefetin zirvesine tırmandı, Kemal Kılıçdaroğlu, Tugay hakkında geçmişte bazı raporlar ve iddialar olduğuna dikkat çekti. Özgür Özel kamuoyuna sordu: “Eğer bu bilgiler o dönemde varsa, neden gereği yapılmadı?”

Madem ortada konuşulması gereken, üzeri örtülemeyecek meseleler vardı; neden hep kriz anlarını, ayrılık vakitlerini bekliyoruz konuşmak için?

Açık konuşalım; iddialarla kanıtlanmış gerçekleri birbirine karıştırmamak siyasi bir ahlaktır. Ancak tam da bu yüzden, hangi bilginin ne zaman öğrenildiği, hangi kararın neye dayanarak alındığı şeffaflıkla halka açıklanmalıdır.

Çünkü geçmiş, bugünün iç siyaset hesaplaşmalarında kullanılacak bir koz değildir.

Bir dönemin genel başkanı, koltuğu devrettiğinde geçmişin sorumluluğundan tamamen sıyrılamaz. Yeni genel başkan da selefine soru sorarak geçmişin bagajını üstünden atamaz.

Kurumsal sorumluluk; sadece başkalarından hesap sormak değil, zamanı geldiğinde kendi kararlarınla da cesurca yüzleşebilmektir.

Kılıçdaroğlu ile Özel arasındaki bu gerilimi asıl düşündürücü kılan da işte bu.

İkisi de kendi pencerelerinden haklı gerekçeler sunabilir.

Fakat bir asırlık partinin kurumsal geçmişi, iki liderin polemiğinden çok daha büyüktür.

Siyasi kurumlar, liderler değişince hafızasını yitiren yapılar değildir. İsimler gelir geçer, yönetimler yenilenir; ancak dün alınan kararların faturası bugün mutlaka önünüze gelir.

Kurumsal hafıza demek, sadece dünü hatırlamak değil; dünden ders çıkarıp bugünü yönetebilmektir.

Aklıma yine o baştaki çınar ağacı geliyor… Bir ağacın tek bir dalı kırıldığında "bütün ağaç hasta" diyemeyiz. Bazen gerçekten sorun o dalın kendisindedir.

Fakat dallar birbiri ardına kopuyor, her kopuşta aynı tartışmalar, aynı suçlamalar tekrarlanıyorsa; gözümüzü daldan ayırıp gövdeye ve köklere bakmak zorundayız.

Cemil Tugay olayını kritik kılan da budur.

Adaylar nasıl belirleniyor? Parti içi denetim mekanizmaları gerçekten çalışıyor mu? Sorunlar zamanında tespit edilip müdahale ediliyor mu?

Ve en önemlisi; yönetimler, kendi kadrolarını ortak bir vizyon etrafında tutmayı başarabiliyor mu?

Bu sorular sadece CHP’nin değil, ana muhalefet siyaseti yapan her yapının kendisine sorması gereken hayati sorular.

Zira seçim kazanmak başka bir şey; o seçimin getirdiği yükü ve sorumluluğu taşıyacak bir yönetim düzeni kurmak bambaşka bir şey.

Sandık meşruiyet verir; ama o meşruiyeti kalıcı bir güvene dönüştüren şey yönetim becerisidir. Siyaset kendi iç çekişmelerine hapsolduğunda, topluma umut ve çözüm üretme gücünü kaybeder...

Dün omuz omuza yürüyenlerin bugün birbirini suçlaması, sadece kişisel güveni değil, kuruma olan inancı da zedeler.

İzmirli ise tüm bu gürültünün arasında kendi derdine derman arıyor. Günün sonunda asıl cevabı polemikler değil, yapılan işler verecek.

Siyasette asıl güç, hiçbir dalı kaybetmemek değil; dalın neden kırıldığını anlayabilmek, geçmişin hatalarıyla dürüstçe yüzleşmek ve aynı fırtınada aynı kayıpları bir kez daha yaşamamaktır. Zira mesele yalnızca kırılan dal değil, ağacın kendini yenileyebilme kudretidir.

Kırılan dalı suçlamak kolaydır. Asıl mesele, o dalı taşıyan gövdenin nereden çatladığını görebilmek ve çatlağı büyümeden onarabilmektir.

Nur Tuğba Aktay'ın önceki yazıları...

Haber Asistanı

Son 30 günün haberleri
📰

Türkiye Gazetesi Haber Asistanına Hoş Geldiniz!

Son 30 güne ait haberleri, spor gelişmelerini veya yazar yazılarını sorgulayabilirsiniz.