“Malı, İslamiyetin ve mürüvvetin uygun görmediği yerlere dağıtmaya İsraf veya Tebzîr denir."
Sual: İsraf ne demektir ve israf edenler niçin kötülenmiştir?
Cevap: Bu konuda İmâm-ı Birgivî hazretleri Tarîkat-i Muhammediyye kitabında buyuruyor ki:
“Malı, İslamiyetin ve mürüvvetin uygun görmediği yerlere dağıtmaya İsraf veya Tebzîr denir. Mürüvvet; faydalı olmak, iyilik yapmak arzusudur. Fütüvvet; daha hususi manaya gelir ki, kötülük yapmamak, iyilik yapmak ve herkesin utanacak şeylerini örtmek ve kötülükleri affetmektir. İslamiyete uymayan israf, haramdır. Mürüvvete uymayan israf, tenzihen mekruhtur.
İsrafın haram olduğu muhakkaktır. Kalbin hastalığıdır. Kötü bir huydur. Dinimizin, hasisliği, cimriliği, israftan daha çok kötülemesi, israfın cimrilik kadar kötü olmadığını göstermez. Hasisliğin daha çok kötülenmesi, insanların çoğu yaratılıştan, mal biriktirmeyi sevdiği içindir. Bunun gibi, âlimlerimiz, idrarın şaraptan daha pis ve daha çok haram olduğunu söyledikleri hâlde, dînimiz idrarı, şarap kadar kötülememiş, şarap içenlere, ceza verildiği hâlde, idrar için, ceza emredilmemiştir. Çünkü, insanlar şarap içmeye düşkün oluyor. İdrar içmek ise, kimsenin hatırına gelmiyor!
İsrafın kötülüğünü göstermek için, Allahü teâlânın;
(İsraf etmeyiniz! Allahü teâlâ, israf edenleri sevmez) meâlindeki kelamı yetişir. İsrâ sûresindeki âyet-i kerîmede de meâlen;
(Tebzîr etme! Tebzîr edenler, şeytanların kardeşleridir) buyuruyor. Şeytanın kardeşi de, şeytan olur. Şeytan isminden daha kötü bir isim yoktur. İsrafı, bundan daha çok kötüleyen bir şey düşünülemez. Allahü teâlâ, mallarını israf edenlere bir şey vermeyiniz diye emrederken, bunları en kötü bir isim ile adlandırıyor. Nisâ sûresindeki âyet-i kerîmede meâlen;
(Mallarınızı sefihlere, alçaklara vermeyiniz!) buyuruyor. Kur’ân-ı kerimde Firavunu kötülerken;
(O, israf edenlerden idi) buyuruyor. Lût aleyhisselâmın kavmini de;
(Belki siz, israf eden kavimsiniz!) diye kötülüyor.
Buhârî ve Müslimdeki hadis-i şerifte;
(Malı boş yere saçmayınız!) buyuruluyor. İmâm-ı Tirmizî hazretlerinin bildirdiği hadis-i şerifte;
(Kıyamet günü herkes, dört suale cevap vermedikçe hesaptan kurtulamayacaktır: Ömrünü nasıl geçirdi. İlmi ile nasıl amel etti. Malını nereden, nasıl kazandı ve nerelere harcadı. Cismini, bedenini nerede yordu, hırpaladı?) buyurulmuştur.”

