Kaydet
|

Ulucâmi bahçesinde toplanmış halk öyle duygu yüklenmişken Hurufi ve adamlarını dimdik karşılarında gördüklerine inanamadılar.

İki büklüm atının üzerinde giden Hurufi, iyice bunamıştı. “Kâbus insanları şatonun tepesinden çengellere, kazıklara atıyor, akbabalara, kartallara yem ediyor. Yıldırım Han ise sessiz sedasız asil bir milletin önünde yürütüyor. İşte hainler! İşte mukaddesatına düşman olan zavallılar. Görün perişanlıklarını da kimin peşinden gideceğinize ona göre karar verin!” diye geçiriyorken aklından, Zaloğlu Rüstem’in gürzü gibi güçlü mısralar, kafasına dank, ederek çarptı. Dehşetle irkildi. “Bak bana söylüyor! Bana laf atıyor! Deminden beri üstü kapalı diyordu. Şimdiyse aleni haykırıyor! Bu kadar insanı boşuna toplamamışlar demek!” diyecek oluyor, bir türlü söyleyemiyordu. Eli, ayağı, hafızası gibi şimdi de nutku tutulmuştu. Dinlemekten başka çaresi yoktu.

Birdir ol birliğine şek yokdurur,

Gerçi yanlış söyleyenler çokdurur.

Cümle âlem yok iken ol vâr idi,

Yaratılmıştan Ganî Cebbâr idi,

Ulucâmi bahçesinde toplanmış halk öyle duygu yüklenmişken Hurufi ve adamlarını dimdik karşılarında gördüklerine inanamadılar.

Kulakları, Süleyman Çelebi’den gelen iliklerine kadar haz aldıkları mısralarda. Gözleri iğrendikleri, tiksindikleri kahpelerdeydi.

- Kimsesiz, garipler böyle ellerine, ocaklarına düşecekler, öyle imdatsız, yalnız, aç ve susuz köpekler gibi paramparça ederlerdi.

- Alçaklar! Hainler Yıldırım Han’ın gazabına daha uğramazlarsa, dünyada Müslüman bırakmazlar!

- En büyük hain kim?

- Kim olacak? Millete din, imân diye zevk-ü sefa öğreten, hınzır eti yediren, şarap içiren, afyon çektiren bu bunak ihtiyar. Edebi, hayâyı, sevgi, muhabbet ve dayanışmayı ortadan kaldıran. Fakir fukarayı soyup, kendileri zengin olan, sıkışınca da Osmanlının can düşmanlarına sığınan bu şerefsizler!

Sonra bir an durdu Bursalı… Etrafında duran arkadaşları kendisi gibi fazla rahatsız değildi ki ellerini semaya kaldırdı. Gözlerinden sicim gibi yaş boşanıyordu.

- Bunların ne vakit asıldıklarını göreceğiz Allah’ım!

Dedi. Derin bir acıyla kıvranarak, ah çekti.

Hurufi, çoğunu duyduğu, kendi için söylenenlere ses çıkaramadı. Eskiden olsaydı cazgırlık yapar, ne eder, eder zeytinyağı gibi üstte kalırdı. Hiç haklılık payı yoktu. “Evet, dedikleri hep doğru. İnsanları ebedî ölüme götüren bizlerdik. Bize yol gösteren, bize müsaade edip, bizimle birlikte olanlardır” dedi içinden. Kâbus’un Doğan için düşündükleri ve yaptıkları geldi aklına. Kıyas etti şimdiki hâliyle.

Garip bülbül ne yapar, gülüne de gitmese,

Aşkı anlaşılmazdı, gece gündüz ötmese.

***

Bey hanımları, Gülşah’ın arkadaşları ve Matlube Ana da gelmişti. Maria’nın etrafına toplanmışlar merakla, sevgiyle hizmet ediyor, anlattıklarını dinliyorlardı.

- Doğan Bey ve arkadaşları isteselerdi hepsini kılıçtan geçirebilirlerdi. Ama öldürmediler onları. Eğer yaşarlarsa millet cezalandıracak. Hepsini de ipe çekecek. Hainler yedi başlı, dokuz canlı bir ejderha kuvvetinde. Korkunç bir teşkilat. Fakat ben kendimi öldürdüm, yeniden, tertemiz doğmak için. Nem var, nem yok hepsini de atlara yükleyip geldim işte. DEVAMI YARIN

Ragıp Karadayı'nın önceki yazıları...

Haber Asistanı

Son 30 günün haberleri
📰

Türkiye Gazetesi Haber Asistanına Hoş Geldiniz!

Son 30 güne ait haberleri, spor gelişmelerini veya yazar yazılarını sorgulayabilirsiniz.