İster anlaşma ister ittifak deyin fark etmez. Türkiye bu konuda çok başarılı bir grafik sergiliyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderliğinde…
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın koşuşturmasıyla…
Mesela Mekke, Bedir, Libya ile Deniz Yetki Alanı meselesi.
Geçtiğimiz hafta da İstanbul’da yapılan Arabuluculuk Konferansı…
9 ülkeyi tek bir masada buluşturduk.
Uluslararası alanda problem noktalarını aşmak, huzur ve barışın kapılarını aralamak için büyük bir diplomatik misyon üstlendik.
Diplomatik başarımıza her gün bir yenisini ekliyoruz…
Suriye, Irak, İran, Gazze, Somali başta olmak üzere Orta Doğu’daki konumumuz ve Afrika açılımı, nerede olursa olsun mazlum ve mağdurlara el uzatma, büyük afetlerde mağdurların yanında olma, dost ve müttefiklerimizin sıkıntısına çare bulma…
Yüklendiğimiz misyon açısından takdire şayan…
Diplomatik anlamda çok ileri seviyedeyiz. Gurur duyuyoruz, onur duyuyoruz, seviniyoruz. Diplomatik başarılarımızla övünüyoruz; ama…
Bu başarımızın altında yatan sadece siyaset mi?
Tabii ki değil… Peki ne?
Milletimizin göz bebeği, Mehmetçik… Yani ordumuz.
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin üstün kabiliyeti, gücü…
Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler Paşa’nın gayretleri…
Bunu da kayıtlara geçmesi açısından hatırlatmak istedik.
Değerlendirmemizi Yaşar Paşa’nın sözleriyle noktalayalım:
Türkiye’nin geldiği noktayı çok güzel özetleyen, Eskişehir’deki 1’inci Hava Bakım Fabrika Müdürlüğünde yaptığı konuşmadan alıntıyla:
"Türkiye, Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde; güçlü ordusu, gelişmiş savunma sanayii yetenekleri, uluslararası alanda üstlendiği sorumluluklar ve çok boyutlu ilişkileriyle bölgesel ve küresel güvenliğin önemli aktörlerinden biri olarak öne çıkmaktadır."
LÜZUMSUZ BAKIŞ!
Özgür Özel’in son grup toplantısından bir alıntı:
“Biz namussuzlar kadar namuslu, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarıyız.”
Bu cümleyi analiz edelim kısaca…
Namus TDK sözlüğünde şöyle tarif ediliyor:
"İffet, dürüstlük ve doğruluk…"
Sosyal, kültürel ve ahlakı boyutları da söz konusu.
Namussuzluk ise tersi bir davranış kalıbı.
Şimdi soru sorma zamanı:
Belediyelerdeki vurgun operasyonları… Başkanların, yöneticilerin ahlaki olmayan ilişkileri…
“Namus” veya “namussuzluk” kavramının hangisine giriyor?
Özgür beyin tavrını doğrusu merak ediyoruz?!.
Cumhuriyetimizin ilk yıllarına gidecek olursak:
İsmet İnönü 1931 yılında Meclis Genel Kurulu’nda ne demişti:
"Eğer bir memlekette erbab-ı namus laakal eşirra kadar sabur olmazsa, o memleket behemehâl batar."
Bu sözler bugünün diliyle;
“Namuslular, kötüler kadar sabırlı olmalı.”
Gel-git zaman halk arasında değişime uğradı:
“Namuslular namussuzlar kadar cesur olmalı”ya evrildi.
Özgür Bey de bu ne yaptı ufak bir rötuşla:
Cesur kelimesini aidiyet bağlantısına dönüştürdü.
Şimdi diyeceksiniz ki bu intihal mı, değil mi?..
Takdir sizin… Benden bu kadar gerisine karışmam?!
Ben söyleyeceklerimi söyledim...
MASALSI HİKÂYE...
Oradan mı olacak, şuradan mı olacak, buradan mı olacak?.. Âdeta çok bilinmeyenli denklemi çözmeye çalışıyoruz. Çevresi hep dile getiriyor ama kendisinden bir çıt yok. Adaylığını açıklasa kamuoyu da derin bir nefes alsa…
Kimden bahsediyoruz… Bağımsızlığını ilan eden…
Ankara Büyükşehir belediye Başkanı Mansur Yavaş’tan…
Başdanışmanı Feramuz Üstün de bu kervana katılanlardan:
"Aday olmama ihtimali yoktur, geri duramaz. Toplum istiyor.”
Hem de AK Parti’den bile destek gelir diyerek…
Mansur Beye tavsiyemiz kararını bir an evvel açıklamalı:
Madem halk istiyor… Meydana çıkmalı…'Ben varım’ demeli.
Mansur Yavaş’tan söz açılmışken devam edelim. Kulak misafiri olduğumuz bir sohbeti aktararak. Tiyatro kıvamında iki kişi arasında geçen imalı sözlerle:
Birinci adam: "Mansur Bey çok iyi çalışıyor, her zaman takdir ediyorum.”
İkinci adam: "Evet ben de sana katılıyorum. Hizmetleri takdire şayan.”
Birinci adam: “Sen muhaliftin arkadaş, ama doğru yolu buldun herhâlde…”
İkinci adam: “Evet... Başkana müteşekkirim. Sayesinde rallici ve oto sanayiine de abone oldum."
Birinci adam: "Ne demek istiyorsun?’’
İkinci adam: "Hemen anlatayım sana... Caddeler, sokaklar çukur/tümsek… bir batıp bir çıkıyorum arabamla… Yani güzel de macera oluyor… Ralli yarışmalarına girsem rakip tanımam."
Birinci adam: “Ya Sanayi?...”
İkinci adam: “Onu da hemen söyleyeyim. Arabam sürekli bozulduğu için sanayiden hiç çıkmıyorum!”
Sohbete ister inanın, ister inanmayın aynen böyle…
Her adaylığı gündeme geldiğinde Mansur Beyin:
“Ben Ankara’ya ne yapabilirim ona bakıyorum” sözlerini…
Kulağınıza küpe olsun, daha iyi hizmet almanın yolu bu…
Adaylık meselesine gelince… Bize göre “Alacakaranlık”…
TEHLİKE KAPIMIZDA!
Son araştırmalara göre iklim değişikliği; çevreyi değil beyin sağlığımızı da tehdit ediyormuş! Migren, demans ve Parkinson hastalığının yanı sıra… En önemli risk de inmeymiş, nörolojik hastalıklar arasında…
Aşırı sıcaklar da bu işin tetikleyicisiymiş.
Sözün özü ruh sağlığımız tehlike hattında:
Artan cinayetler, soygunlar, şiddet eylemleri, sahtekârlıklar, seviyeli birliktelik yozlaşmaları, aile yapımızın dejenere edilmesi, sapıklıklar, alavereler dalavereler, alicengiz oyunları… Tuzaklar; acaba bu yüzden mi?!
Antalya’da yapılacak COP 31 toplantısı… Bu açıdan çok çok önemli…
Yine iş beyinlere düşüyor.
Bakalım ne tür kararlar alınacak, insanlığın geleceği kurtarılacak!..
BİLMECELİ ŞİİR
Beynimizin içine daldın
Aklımızı başımızdan aldın
Sen nasıl ucube bir şeymişsin!
Hepimizi tembelliğe saldın
(Cevabı: Yapay zekâ)

