İlm-i Hâl (ilmihâl): “Her Müslümânın îmân, ibâdet ve ahlâk ile ilgili bilmesi gereken şeyler veya bu bilgileri anlatan kitap” demektir.
Malûm olduğu üzere, takrîben çeyrek asırdan bu yana (2003 yılından beri), Türkiye gazetesinde, haftada 2 defa [daha önce Cuma ve Cumartesi günlerinde idi, şimdi ise Pazartesi ve Salı günlerinde] çeşitli konularda (dînî, ilmî, ahlâkî, târihî, edebî, ictimâî ve kültürel konularda) makâleler yazmaktayım. Bugünden itibâren birkaç makâlemizde, inşâallah çok mühim bir konuda kısa kısa birkaç makâle yazmak istiyorum:
1- İlmihâl ne demektir? 2- İlmihâli Öğrenmenin Lüzûmu, 3- “Tâm İlmihâl Seâdet-i Ebediyye” kitâbı nasıl bir kitaptır? 4- Tâm İlmihâl Seâdet-i Ebediyye’nin diğer İlmihâller arasındaki yeri nedir? 5- Seâdet-i Ebediyye’nin yazarı Hüseyin Hilmi Efendi kısaca kimdir? 6- Yazarın hocası Seyyid Abdülhakîm Efendi kısaca kimdir? 7- Seâdet-i Ebediyye kitâbı niçin yazılmıştır? 8- Seâdet-i Ebediyye’nin kaynakları nelerdir? 9- Seâdet-i Ebediyye’deki bazı tenbîhler 10- Müellifin dînî ilimlerde icâzet aldığı hocası Seyyid Ahmed Mekkî Üçışık Efendi kimdir? Onun, Tâm İlmihâl hakkındaki değerlendirmesi nasıldır?
İlm-i Hâl (İlmihâl): “Her Müslümânın îmân, ibâdet ve ahlâk ile ilgili bilmesi gereken şeyler veya bu bilgileri anlatan kitap” demektir. Büyük âlim Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Efendi (rahmetullahi aleyh) buyurmuştur ki: “Her Müslümânın birinci vazifesi, dînini bilen, seven ve kayıran mübârek insanların ilmihâl kitaplarını alıp [okuması], çoluk-çocuğuna [da] öğretmesidir…”
“Tâm İlmihâl Seâdet-i Ebediyye” kitâbında bulunan “Çok Mühim Tenbîh”lerden birinde (s. 67), şu îkâz yapılmaktadır:
“Erkek olsun, kadın olsun, her insanın, her sözünde, her işinde, Allahü teâlânın emirlerine (ya’nî farzlara) ve yasak ettiklerine (ya’nî harâmlara) uyması lâzımdır. Bir farzın yapılmasına, bir harâmdan sakınmağa ehemmiyyet vermeyenin îmânı gider, kâfir olur. Kâfir olarak ölen kimse, kabirde azâb çeker. Âhırette de Cehenneme gider; Cehennemde sonsuz yanar; afv edilmesine, Cehennemden çıkmasına imkân ve ihtimâl yoktur. Kâfir olmak çok kolaydır. Her sözde, her işte kâfir olmak ihtimâli çoktur. Küfürden kurtulmak da çok kolaydır. Küfrün sebebi bilinmese dahî, her gün bir kerre istiğfâr etse, ya’nî “Estağfirullah” dese, muhakkak afv olur; ya’nî, “Yâ Rabbî! Bilerek veyâ bilmeyerek küfre sebeb olan bir söz söyledim veyâ iş yaptım ise, nâdim oldum, pişmân oldum. Beni afv et” diyerek tevbe etse, Allahü teâlâya yalvarsa, muhakkak afv olur. Cehenneme gitmekten kurtulur. Cehennemde sonsuz yanmamak için, her gün muhakkak tevbe ve istiğfâr etmelidir. Bu tevbeden dahâ mühim bir vazîfe yoktur. Kul hakkı bulunan günâhlara tevbe ederken, bu hakları ödemek ve terk edilmiş namâzlara tevbe ederken, farzları kazâ etmek de lâzımdır.”
Fıkıh kitaplarında, “…Öğrenmesi farz veyâ vâcib olan fıkıh bilgilerini öğrenmemek fısktır. Fâsıkların şâhidliği kabûl olmadığı için, şâhidlere i’tirâz olunduğu zamân, hâkim, şâhidlere fıkıhtan sorar. Bilmezlerse, red olundukları gibi, ta’zîr de olunurlar” hükmü vardır.

