Kaydet
|

“Bir kimse, bir günâh işler, sonra pişmân olursa, bu pişmânlığı, günâhına keffâret olur. Yâni, affına sebep olur”

Allahü teâlâ, Kur'ân-ı kerîmde (meâlen) buyurdu ki: “Allahü teâlâ, tövbe edenleri sever.” (Bakara sûresi, 222) “Ey mü'minler! Hepiniz Allah'a tövbe ediniz ki felâh (kurtuluş) bulasınız.” (Nûr sûresi, 31)

Hazret-i Ali Efendimiz buyurmuştur ki: “Hazret-i Ebû Bekr doğru sözlüdür. Ondan işittim ki, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem); “Günâh işleyen biri, pişmân olur, abdest alıp namaz kılar ve günâhı için istiğfâr ederse, Allahü teâlâ, o günâhı elbette affeder. Çünkü, Allahü teâlâ (Nisâ sûresinin 110. âyetinde meâlen); “Biri günâh işler veya kendine zulmeder, sonra pişmân olup, Allahü teâlâya istiğfâr ederse, Allahü teâlâyı çok merhametli. afv ve mağfiret edici bulur” buyurmaktadır.” İstiğfâr etmek, “estağfirullah” demektir. Şifâ için, istiğfârı çok okumak, bütün dertlere, sıkıntılara karşı faydalıdır.

Lokmân Hakîm hazretleri: “Ey oğlum! Bir hatâ işlediğin zaman, hemen tövbe et ve sadaka ver. Tövbeyi yarına bırakma. Çünkü ölüm, ansızın gelir” buyurmuştur.

Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

“Bir kimse, bir günâh işler, sonra pişmân olursa, bu pişmânlığı, günâhına keffâret olur. Yâni, affına sebep olur”

“Günâhı olan kimse, istiğfâr eder ve tövbe eder, sonra bu günâhı tekrâr yapar, sonra yine istiğfâr söyler, tövbe eder. Üçüncüyü yine yapar ve yine tövbe ederse, dördüncü olarak yapınca, büyük günâh yazılır.”

Binlerce sene ibâdet eden makbûl bir kulunu, bir günâhtan dolayı, sonsuz olarak reddedebilir. Bunu Kur’ân-ı kerîm bildiriyor. Meselâ iki yüz bin sene itâat eden İblîsin (Şeytânın) kibirlenip, secde etmediği için, ebedî mel’ûn olduğunu haber veriyor.

Hazret-i Mûsâ (aleyhisselâm) zamânında, Bel’âm-ı Bâûrâ, “İsm-i a’zamı” biliyordu. Her duâsı kabûl olurdu. İlmi ve ibâdeti, o derecedeydi ki, sözlerini yazıp istifâde etmek için, iki bin kişi hokka, kalemle yanında bulunurdu. Bu Bel’âm, Allahü teâlânın bir harâmına, az bir meylettiği için, îmânsız gitti. “Onun gibiler köpek gibidir” diye dillerde kaldı.

Kârûn, Hazret-i Mûsâ aleyhisselâmın akrabâsıydı. Mûsâ aleyhisselâm buna hayır duâ etti ve kimyâ ilmi öğretti; o kadar zengin olmuştu ki, yalnız hazînelerinin anahtarlarını kırk katır taşırdı. Bir âyet-i kerîmede, “Ona öyle hazîneler verdik ki, onun hazînelerinin anahtarlarını, kuvvet sâhibi bir cemâat taşırdı” buyurulmuştur. Zekât vermediği için, bütün malı ile birlikte, yer altına sokuldu.

Sa’lebe, Sahâbe arasında çok zâhiddi. Çok ibâdet ederdi. Câmiden çıkmazdı. Bir kerre sözünde durmadığı için, sahâbîlik şerefine kavuşamadı, îmânsız gitti. Peygamber Efendimize (sallallahü aleyhi ve sellem) onun için duâ etmemesi emrolundu.

Allahü teâlâ ile kul arasında olan, kul hakkı bulunmayan günâhların affolması için, gizlice tövbe etmek kâfîdir. Başkalarına haber vermek, imâma ve sâireye bildirmek lâzım değildir. Para vererek, papaza günâh affettirmek, Hıristiyânlıkta yapılıyor; İslâmiyette böyle bir şey yoktur.

Prof. Dr. Ramazan Ayvallı'nın önceki yazıları...

Haber Asistanı

Son 30 günün haberleri
📰

Türkiye Gazetesi Haber Asistanına Hoş Geldiniz!

Son 30 güne ait haberleri, spor gelişmelerini veya yazar yazılarını sorgulayabilirsiniz.