“Ey günâhı çok olan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümîdinizi kesmeyiniz. Allah bütün günâhları affeder."
Allahü teâlâ, Kur'ân-ı kerîmde (meâlen), “Allah, tevbe edenleri sever” buyurmuştur. (Bakara, 222)
İmâm Mücâhid (rahmetullahi aleyh) buyurdu ki: “Her sabâh ve akşam tövbe etmeyen kimse, kendine zulmeder.”
Bir âyet-i kerîme (meâli) şöyledir: “Ey günâhı çok olan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümîdinizi kesmeyiniz. Allah bütün günâhları affeder. O, sonsuz mağfiret ve nihâyetsiz merhamet sahibidir.” [Zümer, 53]
Bir hadîs-i kudsîde de buyurulmuştur ki: “Hak teâlâ buyurdu ki: Ey Âdemoğlu, duâ edip, benden af dilersen, günâhların ne kadar çok, ne kadar büyük olursa olsun, hiçbirine bakmadan seni affederim. Göklere ulaşacak kadar günâh işlesen; ama rahmetimden ümîdini kesmeyip, benden mağfiret dilersen, seni affederim.” [Tirmizî]
Sevgili Peygamberimiz, bir hadîs-i şerîfinde buyurdu ki:
“Bir kimse, istirâhat için ıssız bir çölde uyur. Uyanınca yiyip içeceği bulunan bineğinin, yanından kaybolduğunu görür. Her tarafta arar, ama bulamaz. Yorgunluk içinde, eski uyuduğu yere gelir, 'Bu ıssız çölde, aç-susuz kalacağım için, ölmem mümkündür' diyerek ümitsizlik içinde uyuyakalır. Uyandığı zaman, devesini ve yiyip içeceğini yanı başında görünce çok sevinir. İşte Allahü teâlâ, tevbe eden kulunun tevbesinden dolayı, bu kulun sevinmesinden daha çok sevinir.”
Kur'ân-ı kerîmde (meâlen) buyuruldu ki:
“Ey îmân edenler! Günâhlarınızdan, Allahü teâlâya tevbe-i nasûh ile tevbe ediniz.” (Tahrîm sûresi, 8)
“Tevbe-i Nasûh”: Sâdık tövbe, işlediği günâhı bir daha yapmamak üzere tövbe etmek ve bu tövbesinde tâm karârlı olmaktır. Büyük âlim ve velîlerden Ahmed Nâmık-ı Câmî (kuddise sirruh) buyurmuştur ki: “Tevbe-i nasûh” dört şey ile tamâm olur.
1) Dil ile istiğfâr etmek (bağışlanmayı dilemek). 2) Günâhı işleyen âzâ ile günâhı terk etmek. 3) Kalb ile o günâhı, bir daha işlemeyeceğine dâir kesin karâr vermek. 4) Kendisini günâh işlemeye sevk eden her türlü vâsıta ve arkadaştan uzaklaşmak.
Evliyâdan Ahmed bin Âsım Antâkî (kuddise sirruh) buyurmuştur ki:
“Tevbe-i nasûh: Bir kimsenin bir günâhı yaptıktan sonra, onu gözünün önüne getirip, ölünceye kadar, ben Rabbimin emrine niçin karşı geldim, niçin bu günâhı işledim? diye pişmân olup, bir daha öyle bir günâha dönmemesidir. İşte bu tevbe, tevbe-i nasûh, bir daha günâha dönmemek üzere yapılan tövbedir.”
İnsanın hâtırına, “çok günâh işleyen biri, Allah’ın sevgili kulu olabilir mi?” şeklinde bir suâl gelebilir. Elbette olur. Bir hadîs-i şerîfte, “Tevbe eden, Allah’ın habîbidir (sevgilisidir)” (İbn-i Ebid-dünyâ) buyuruldu. Allahü teâlâ, tevbe edenleri sever; tevbe edenin günâhları affolur. Tevbe edip bir daha günâh işlemeyen, Allahü teâlânın sevdiği kul olur.
Tevbenin kabûl edileceğine dâir hadîs-i şerîfler, kul hakkı bulunmayan günâhlar içindir. Eğer işlenen günâhlarda kul hakkı da varsa, sâhibi ile helâlleşmek gerekir. Borcu varsa, borçlarını da ödemelidir. Kul borçlarını ödeyip onlarla helâlleşen, diğer günâhlarına da tevbe edip bir daha işlemeyen kimse, hiç günâh işlememiş gibi olur.

