Tövbe kalple, dille ve günâh işleyen âzâ ile birlikte olmalıdır. Kalp pişmân olmalı, dille duâ etmeli, yalvarmalı, âzâ da günâhtan çekilmelidir.
Her günâhın tövbesi kabûl olur. Şartlarına uygun yapılan tövbe, muhakkak kabûl olur. Tövbenin kabûl edileceğinde şüphe etmemeli; tevbenin şartlarına uygun olmasında şüphe etmelidir. Allahü teâlâ, Kur’ân-ı kerîmde En’âm sûresinin 120. âyetinde (meâlen): “Açık olsun, gizli olsun günâhlardan sakınınız” buyurmuştur.
Nûr sûresinin 31. âyetinde (meâlen) “Ey mü’minler! Hepiniz, Allahü teâlâya tövbe ediniz! Tövbe etmekle kurtulabilirsiniz”; Tahrîm sûresinin 8. âyetinde de (meâlen): “Ey îmân edenler! Allahü teâlâya dönünüz, hâlis tövbe ediniz, yâni tövbenizi bozmayınız. Böyle tövbe edince, Rabbiniz, sizi umulur ki affeder ve altlarından (ağaçlarının, köşklerinin altından) sular akan Cennetlere sokar” buyurulmuştur.
Hadîs-i şerîflerde; “En iyiniz, günâhtan sonra hemen tövbe edeninizdir”; “Tövbe eden günâh işlememiş gibi olur”; “Günâhınız çok olup, göklere kadar ulaşsa, tövbe edince, Allahü teâlâ, tövbenizi kabul eder”, “Gizli yapılan günâhın tövbesini gizli yapınız. Âşikâre yapılan günâhın tövbesini âşikâre yapınız. Günâhınızı bilenlere, tövbenizi duyurunuz” buyuruldu.
Tövbe kalple, dille ve günâh işleyen âzâ ile birlikte olmalıdır. Kalp pişmân olmalı, dille duâ etmeli, yalvarmalı, âzâ da günâhtan çekilmelidir.
Sadece laf olarak tövbe ettim demek, tövbe olmaz. Çünkü, tövbenin sahîh olması için üç şart lâzımdır: 1. Hemen günâhı bırakmalıdır. 2. Günâh işlediğine, Allahü teâlâdan korktuğu için utanmak ve pişmân olmak lâzımdır. 3. Bu günâhı bir daha hiç yapmamaya gönülden söz vermektir.
Allahü teâlâ şartlarına uygun olan tövbeyi kabûl edeceğine dâir söz vermiştir.
Bir hadîs-i şerîfte; “Günâh, üç türlüdür: Kıyâmette mağfiret olunmayan, terk edilmeyen ve Allahü teâlânın dilerse, affettiği (günâhlar).”
Kıyâmet günü muhakkak affolunmayacak günâh, şirktir. Şirk, her türlü küfür demektir. Terk edilmeyecek olan günâhlar, kul hakkı bulunan günâhlardır. Allahü teâlânın dilerse affedeceği günâhlar ise, kul hakkı bulunmayan günâhlardır.
Hak sâhiplerine haklarını ödemek veya helâl ettirmek, gıybet ettiği kimseden af dilemek ve rızâsını almak, yapmamış olduğu farzları kazâ etmek farzdır. Bunlar tövbenin kendisi değil, şartıdır. Bir lirayı sâhibine geri vermek, bir sene nâfile ibâdet yapmaktan ve yetmiş nâfile hacdan daha iyidir. Günâhı bir daha yaparsam tövbem bozulur diyerek, tövbe yapmamak doğru değildir; câhilliktir, şeytânın aldatmasıdır. Her günâhtan sonra, hemen tövbe etmek farzdır. Tövbeyi bir sâat geciktirince, günâh iki kat olur.
Tövbe edilmeyen herhangi bir günâhtan dolayı, Allahü teâlâ intikâm alabilir. Çünkü, Allahü teâlânın gazabı, günâhlar içinde saklıdır. Allahü teâlâ pek kuvvetli, herkese gâlib ve intikâm alıcıdır. Binlerce sene ibâdet eden makbûl bir kulunu, bir günâhtan dolayı, sonsuz olarak reddedebilir. Bunu Kur’ân-ı kerîm bildiriyor. (Meselâ İblîs’in, Kârûn’un, Bel’âm-ı Bâûrâ’nın durumları böyledir.)

