BM’de boş salona hitap eden; insan kasabı, soykırımcı Netanyahu, Gazze, Ürdün, Suriye’ye saldırmayı sürdürüyorsun...
ABD Başkanı Trump bile bu kez kabul etmedi…
Gözünü kırpmadan desteklemesine rağmen…
Avrupa yüzüne kapıları kapatıyor.
Ambargonun, tecridin duvarları tek tek örülürken, sen hiçbir şeyden ders almıyorsun…
Seçim de yaklaştı eteklerin tutuştu, çıkış arıyorsun.
Türkiye’yi hedef almakla seçimi kazanacağını sanıyorsun.
Yunanistan’la Kıbrıs Rum Kesimi ile İttifak kurmak,
Bazı Avrupa ve Orta Doğu ülkeleri ile arayışa girmek…
Kurtuluşun değil, beyhude çırpınışın anlamsız çabaları…
Vazgeç sonu görünmeyen bu sevdadan…
Barıştan, huzurdan yana olan Türkiye…
Yeri geldiğinde sana gerekli cevapları veriyor.
Örnek mi istersin; işte sana örnek:
Gerçek yüzünü dünya kamuoyuna yansıtan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın BM’deki hitabını…
MÜSİAD’ın 29. Uluslararası İş Forumundaki,
Seni yerden yere vuran sözlerini asla unutma:
"Savaş suçlularının yeri Birleşmiş Milletler kürsüsü değil, işledikleri cinayetlerin, döktükleri kanların hesabını verecekleri mahkeme salonlarıdır. İnşallah o günler de mutlaka gelecektir.”
YORGAN GİTTİ KAVGA BİTMEDİ!
Bir süredir CHP ve Yeni Parti’yi konuk edememiştik.
Hem ciddi, hem mizahi bir dille...
Sizlere söylenecek o kadar şey birikti ki…
Detaya girmeden anlatmaya çalışalım:
Yenilik Partisi Genel Başkanı Öztürk Yılmaz…
"Özgür Bey ismimizi çaldı" diye Yargıtay’a gitti.
Yargıtay da Anayasa Mahkemesi’ne havale etti.
Salı günü AYM’nin karar vermesi bekleniyor.
Benzerlik var mı yok mu ya da intihal mi!
Her ihtimale karşı biz de bir isim önerisinde bulunalım dedik.
Fazla değişikliğe gitmeden…YENİ’ye 'K' ekleyerek?!
Adı YENİK Parti olsun… Neden?
Nasıl olsa seçimlerde kaybedecek…
Özgür Bey şimdiden hazırlıklı olur en azından…
Bir sözünü de alıntılayalım Özgür Beyin:
"İlk seçimde partim iktidara gelmezse o koltukta bir gün daha oturmam."
Siz hiç merak etmeyin, içiniz rahat olsun.
Seçimi kaybettiğiniz anda zaten sizi o koltukta kimse oturtmaz?!.
Bu arada tutuklu Ekrem İmamoğlu da açıklama yapıyor…
Fon Vurgunu üzerinden uyarıda bulunarak:
"Cebinize dikkat edin, çalan malan olur.”
Sorumluların da hesap vermesini istiyor…
İBB davası da, Ali İhsan Aktaş Suç Örgütü davası da…
Konu olarak birbirinin aynısı:
Rüşvet, vurgun… İnsanların malına mülküne çökme…
Haklı bir talep, doğruları söylüyor, kendisine katılıyoruz.
Sorumlularının yargıya hesap vermesi gayet normal…
Gelelim CHP cephesine:
Mansur Yavaş ve 8 ilçe belediye başkanı istifa etti…
Yönetim kademesi söylemedik söz, hakaret bırakmadı:
“Sırtımızda bir kamburdu kurtulduk... Ankara’yla bir çivi bile çakmadı...”
Gelelim zurnanın zırt dediği yere…
Şimdiye kadar düzülen övgülerin hepsi çöpe gitti…
Halk dilinde ne denir bu ikilem için: İkiyüzlülük…
Mansur Bey ve ekibini Özgür Bey de…
Kendi saflarına çekmeye çabalıyor…
Demokrat havalara bürünerek… Ama nafile…
En önemlisi de bekleyip göreceğiz…
Yavaş’ın hesabı ne?
Çatı adaylık mı, yoksa… yoksa…
“HAKK”IN HUKUKU ADALET...
Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya…
Her konuşmasında hak-hukuktan bahsederken
Mutlaka Allah’ın adaletini de örnek gösteriyor.
Buna Bireysel Başvuruların 14. Yılı Sempozyumunda da şahit olduk.
Pürdikkat dinlenen konuşmasına;
"Adaletli olmak ömrü uzatır” sözleriyle başladı…
Yargının teknolojik gelişmelerden yararlandığını, 'Yapay Zekâ’dan istifade ettiğini söyleyen Başkan Özkaya;
Çok önemli gördüğü bir hususa da dikkati çekti:
“Teknolojiyi insan unsurunu göz ardı ederek değil, tam tersine insanın karar verme kapasitesini destekleyen bir araç olarak değerlendirmek zorundayız. Yapay zekâ, hâkimin yerine geçmek için değil, hâkime ve yargısal karar alma sürecine destek olmak için kullanılmalıdır.”
Başkan Özkaya meslektaşlarına seslenirken, söyleyeceklerinin kendini de bağladığı belirtti.
Dinî referanslar üzerinden de tavsiyede bulundu:
“Nefsimizin arzusuna uyarak adaletten uzaklaşmamalıyız. Hak da halk da adil olanları sever. Onları korur ve şereflerini yükseltir. Unutmamamız gereken bir başka husus da hâkim ve savcıların cübbelerinin düğme ve cebinin olmadığıdır.”
Sözlerini şairâne bir üslupla tamamladı Başkan Özkaya:
“Kıymetli hâkim ve savcı kardeşlerim;
Çıkamayacağın bir dağı bakıp seyran eyleme
Yapamayacağın bir gönlü yıkıp viran eyleme
Hakem sensin, hüküm senin Allah nasip etmiş
Yanlış karar ile ziyan eyleme.”
UZUN LAFIN KISASI
Ana dilimiz Türkçe her geçen gün yozlaştırılıyor. Herkes kendine göre dil uyduruyor. Sosyal Medya mecraları âdeta katliam merkezi… Son dönemde sık duyduğumuz kelimeler türetildi… Acayip anlaşılmaz cümleler kuruluyor. Türkçenin zarafetine, ahengine gölge düşüren…
Zaman zaman bu köşede dile getiriyoruz.
Spiker haber sunuyor bakın ne diyor:
Cansız bedeni toprağa verildi... Cansız bedenine ulaşıldı... Çarptığı kişinin cansız bedenini bırakıp kaçtı…"
Ölü, ceset, naaş… tozlu raflara mı kaldırıldı?
Bugün bu konuya neden girdik onu da aktaralım:
26 Eylül Dil Bayramı’ydı.
Adını 1932 yılında yapılan Birinci Türk Dil Kurultayı'ndan alan.
Bakan Mehmet Nuri Ersoy mesaj yayımladı.
Mesajında dedi ki:
“Türkçemizin sesi gür, sözü güçlü, ufku daim ve aydınlık olsun.”
Eğer gerekli tedbirler alınmazsa, bu temenninin gerçekleşmesi zor…
Bizden hatırlatması…
Türkçeyi 1277 yılında Anadolu’da resmî dil ilan eden Karamanlı Mehmet Beyin ruhu şad olsun bu arada…
Prof. Dr. Fevzi Altuntaş hocamızın tanımıyla;
“Dilimiz kimliğimiz...”
Peki kimliğimiz ne:
Tarihimiz, ortak hafızamız, sanatımız, kültürümüz… Gelecek nesillere teslim edeceğimiz hayattaki her şeyimiz… Lütfen dilimizi zarar verenlere karşı koruyalım.
Dil Kurumu Türkçemize sahip çıkmalı…
Uydurukçulara yozlaştırıcılara fırsat vermemeli.
Böyle giderse nesiller arası uçurum büyüyecek.

