"Doğan, kafama takıldı! Bugün öğle namazı çıkışında Seyyid Molla İbrahim Efendi diye birinin elini öpmek için cemaat yarışa girmişti."
Ey küçük, öyle içli,
Bakarak üzme beni!
Taş kalpli kimseleri,
Sanarak üzme beni!
Öne eğme başını!
Akıtma gözyaşını!
Öyle hilâl kaşını,
Çatarak üzme beni!
İşler karışık niye?
Her gün düşer seviye,
Kötüleri iyiye,
Katarak üzme beni!
Doğan, âciz bir kuldur,
Tut onu yerden kaldır!
Ya azat et, ya güldür!
Satarak üzme beni!
Yaşaran gözlerinin önüne sahipsiz, aç, susuz biçare kadınlar, zayıf çocuklar, hasta ihtiyarlar, fukara köylüler, ıssız ovalar, terk edilmiş yaylalar, virane tekkeler, yıkık kervansaraylar, yer yer sel sularının bozduğu toprak yollar… daha neler neler geliverdi bu tıfıl yavrucağızın simasını seyrederken. “Keşke biraz vurdumduymaz, hissiz ve duyarsız olsaydım” demek geldi içinden. Yutkundu. Gözlerinden iki damla yaş kızgın sacın üzerine düşer gibi cız, diyerek yürekceğizini dağladı.
- Doğan, kafama takıldı bu cübbeli.
Sesiyle daldığı âleminden uyandı. Gelen samimi arkadaşı Murat'tı. Kol kola girip yürümeye başladılar.
- Kafana takılan da ne?
- Bugün öğle namazı çıkışında Seyyid Molla İbrahim Efendi diye birinin elini öpmek için cemaat yarışa girmişti.
- Eee!
- Sebebini bilemiyorum ama adamı gözüm tutmadı. Bana riyakârlık kokuyor gibi geldi.
- Seyyid diyorsun hem de!
- Ünvân takmak zor değil ki.
- Ortaya çıkıp “Ben seyyidim…” diyen değil, hakikaten evlad-ı Resûl olanlar seyyid değil mi?
- Doğru dersin Muratçığım da… seni şaşırtan daha başka bir şey olmalı.
- Yalnız; “Hissi kablel vukû.”
- Sezgilerimize göre hareket etmenin münasip olmadığını sen de biliyorsun.
- Hoş bir şey olmadığını bilirim Doğan kardeşim. Lakin Ulucâmi’nin inşaatına somun pişirerek iştirak eden âlim, zahit Somuncu Baba'yı da bilirim. Senelerce garip biri olarak tanıdık.
- Yıldırım Hanımızın hususi akçeleriyle yapılan Ulucâmi’nin ilk açılış hutbesini okuma vazifesinin Emir Sultan hazretlerine verilmesine rağmen, Cumâ vakti gelince, Emîr Sultan hazretleri; “Sultânım, zamanımızın büyüğü burada bulunurken, bizim hutbe okumamız edebe uygun değildir. Bu Câmi-i Şerîf’in açılış hutbesini okumaya lâyık zât, şu kimsedir!” diyerek Somuncu Baba’yı işâret etmesine kadar. İşte o zaman karşımızda ilim deryası mümtaz bir gönül adamı olduğunu anlamıştık.
- Bu daha dün gelmiş tanımayan, elini eteğini öpmeyen kalmamış. Yakında saraya da çağırılırsa şaşmam!
- Erkara Bey baş hizmetçilerinden olmuş.
Erkara ismi Doğan’a “ah” çektirdi elinde olmadan. Murat’ın da gözünden kaçmadı bu derinden inleme.
- Hayırdır Doğan kardeşim, bu ismi duyunca pek dertlenirsin.
- Yok bir şeyim. Yalnız Erkara’dan pek endişeliyim. Nasıl anlatsam? Acayip hâllerde...
- Bir o kadar da benden Doğan kardeşim. Artık saklayacak hâlim kalmadı. DEVAMI YARIN

